uzmanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzmanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2010 Cuma

Uzman Gözüyle Eşcinsellik 2

"Eşcinseller ne isterler?" başlıklı yazıma yollanan yorumu sizinle paylaşıyorum:

Selamlar,

Bu bloğu yeni görüyorum. Konuya gerçekten hassas bir yürekle yaklaşan blog sahibine teşekkür ediyorum. Çünkü;

1. Özellikle Müslümanlara kutsal kitaplarında anlatılan öykülerin, verilen misallerin bir amacı olduğunu yeniden ve en azından bana hissettirdiği için.

Eğer anımsarsak Kuran’daki tüm öyküler, dışlanan ve ötekileştirilen bir azınlığın toplumsal zemindeki haklarının korunmasını örnekler. Bu azınlık kurandaki ifade ile "şehrin ileri gelenleri" yani iktidarı ellerinde tutanların yarattığı zulüm ve kaostan mağdur olan bir kesimdir. Ben kurandaki örneklerin televizyonun olmadığı bir dönemde insanlar sıkılmasın diye anlatılan olaylar olduğuna inanmıyorum. Her öykünün dinleyene aktarmak istediği bir ruhu, bir mesajı vardır. Mekke’deki zenginler, "davasından" vazgeçmesi için Muhammed peygambere sosyal ve ekonomik bir statü teklif ettiklerinde korktukları bir köle ile aynı kefeye konup konmayacaklarıydı. Yani itiraz ettikleri sadece her şeyi yaratan tek bir tanrı değil her şeyin aynı tanrı tarafından yaratılması ile kutsanması ve devamında gelen eşit olma endişesiydi.

Şu an Müslümanların özellikle geyler konusundaki tutumu Hitler’in soykırımını tüm dünyaya yangılı yangılı anlatan İsrail Devletinin aynısını Filistinlilere yapmakta hiçbir sakınca görmemelerine benziyor.

Peygamber dönemini biraz araştırırsak müşrik zihniyetinin ne olduğu oldukça açık örneklerle betimlenmiştir. En az iki yıl Müslümanları Mekke’de bir mahallede hapseden, yok sayan, yok etmeye çalışan zihniyeti eğer bu ilahi mesaja bağlı insanlar olarak kınıyorsak bir benzerini yıllar sonra üretip üretmediğimiz konusunda bir hassasiyet geliştirmiş olmamız beklenir diye düşünüyorum. Bu bloğa yazmak istedim çünkü bana Allah’ın neden yeniden bir kitap indirdiğini anımsattı.

2. Pınar hanımın bazı sorularına belki bir yanıt verebilirim diye düşündüğüm için de buraya yazmaya karar verdim.

Bir İslam hukukçusu (fakih) olmadığım için nikah gibi bir olgu hakkında fikir belirtmem çok şahsi olmaktan öteye gitmez. Ancak bir psikolog olduğum için gey çiftlerin heteroseksüel çocuklara nasıl model olabilecekleri konusunda, alanımdan hareketle bildiklerimi paylaşabilirim.

İnsanların çocukken karşılaştıkları özellikle anne-babalarını rol model aldıkları kesin bir gerçek. Konuşma tonlamasına varana kadar hepimiz ebeveynlerimizi önce taklit sonra ustalaşma yolu ile rol model olarak aldık ve içselleştirdik. Ancak rol modelin işlevi ile ilgili gözlemler sanılanın aksine rol modellerin aynen içe aktarılmadığını gösteriyor. Bu basit bir örnekle önünüzdeki modelin “ne yapacağınız” konusunda size ilham verebileceği gibi “ne yapmayacağınız” konusunda da bilgi veriyor oluşu ile somutlanabilir. Tersi bir mekanizma ile hepimizin sadece anne- babalarını taklit eden ve bir tornadan çıkmış insanlar olmamız gerekirdi. Ayrıca, anne-babalarımızın da anne-babaları vardı. Ebeveyn sayısının tarihte geriye gidersek azaldığı göz önüne alınırsa, rol modellerin çocuklara aynen geçtikleri yaklaşımı şu an gördüğümüz insan çeşitliliğini açıklamakta oldukça yetersiz kalmaktadır.

Bu durumda nasıl farklılaşıyoruz? Hangi mekanizma rol modellerin bazı özeliklerini aynen almamızı sağlarken, bazılarına nötr kalmamızı ve bazılarının ise tam tersini yapmamızı sağlıyor diye sormamız gerekiyor.
Burada işleyen mekanizma kendi öz benliğimiz ve onun özelikleri ile açıklanabilir. Toplumsal rol modellerin kaçınılmaz bir şekilde tekrarlandığını varsayarsak örneğin putperest bir toplumda peygamberlerin vahiy inmeden de putperest geleneklere karşı bir itilme hissetliklerini öne süren savlarımızı yeniden değerlendirmemiz gerekecektir. Ya da neden et obur bir ailede etten midesi bulanan çocuklar olduğu gibi sık rastlanan kişilik özelliklerini de görmezden gelmemiz gerekirdi.

Örnekleri uzatmak mümkün ama Pınar Hanımın sorusu özeline dönersek; rol modelin kesin belirleyici olduğu önermesi heteroseksüel ailelerce yetiştirilen bazı çocukların neden heteroseksüel olmadıkları açıklayamaması açısından oldukça tartışmalıdır. Eşcinsel çiftlerin evlat edinmesine izin veren ülkelerdeki gözlemler de bu çiftler tarafından yetiştirilen her çocuğun ebeveynlerinin cinsel yönelimleri özdeşleşmediklerini göstermektedir.
Dolayısı ile Pınar Hanımın sorduğu sorunun psikoloji alanındaki gözlemlere göre yanıtı bir çocuğun cinsel yönelimini belirleyen faktörün ebeveynlerin cinsel yönelimi olmadığı yönündedir.

Eğer gey ebeveynler, bazı heteroseksüel ebeveynler gibi çocuklarının cinsel yönelimini kendi doğrularına göre şekillendirmek istemezse, çocuklarını ancak büyütebileceklerini ama onların yapısını seçemeyecekleri noktasında olgun kalabilirlerse çocuklar kendi doğalarındaki arzu ve ihtiyaçları anlayabilme kabiliyetleri nedeni ile kendi yollarında mutlu, sağlıklı ve üretken bireyler olarak yürüyebileceklerdir.
Sonuç olarak Pınar Hanımın sorduğu soru önyargısız bir gözle bakıldığında görülebilecek bir olguyu değil toplumsal olarak duyulan bir korkuyu ve dolayısı ile tehdidi gündeme getirmektedir: Heteroseksüel olmayan çocuklar ailelerindeki patolojik karakterler ya da travmatik (taciz, tecavüz gibi) yaşantılar nedeniyle normalden sapmıştır. Oysa görünen odur ki bir insanın küçük yaşta yaşadığı travmatik cinsel saldırılar kişinin cinsel yönelimini değil bir diğeri ile sağlıklı ilişki kurabilme kapasitesini zedelemektedir.

Rol modelin belirleyiciliği ile ilgili bir başka argüman da gey erkek çocuklar ile babaları arasındaki ilişkiden hareket eder. Bu sav, gey erkek çocukların sert ve acımasız babaları nedeniyle “normalden saptıklarını” önerir. Oysa geleneksel babaların eşcinselliği “sapıklık ve aşağılayıcı” bir yaşantı olarak algılaması nedeniyle gey erkek çocuklarını dışlamış olmaları da aradaki İlişki kopukluğunu açıklayabilecek bir diğer önermedir ve her gey erkekle babası arasındaki sistemi görünür kılan bir bakış açısı değildir. Ayrıca, baba-oğul ilişkisindeki kopuklukların cinsel yönelimin değişmesini sağlayabileceğini öne sürersek, babası ile çatışmalı heteroseksüel erkeklerin ya da annesi ile çatışmalı heteroseksüel kadınların durumunu açıklamakta yetersiz görünen ve sadece eşcinselleri dışlayan bir bakış açısı geliştirmiş oluruz.
Üstelik bu argüman, gey çocukları olan bir çok anne-babayı derin bir suçlulukla yöneterek, çocuklarını reddetmeye, görmezden gelmeye, değiştirmeye ve gerekirse yok etmeye neden olduğu için eşcinselliği yok etmek isteyen sistemin etkin bir parçası olarak işlevsel de görünmektedir. Böylelikle farklı çocukların ilk törpülenişi "acımasız" bir şekilde ebeveynlerin üzerine yıkılmakta ve eğer iyi bir anne-baba olmak istiyorlarsa çocukların kendi elleri ile dışlamaları, değiştirmeleri, reddetmeleri ya da son noktada yok etmeleri ilk önce onlardan beklenmektedir. Bu beklentinin bir anne*baba için ne kadar zedeleyici olabileceğini tahmin etmek çok zor değildir.

Pınar Hanımın bir diğer sorusuna gelirsek, gey ilişkilerin toplumsal görünürlüğündeki artışla birlikte geylerin sayısında artış olacağı şeklinde ifade bulan endişesi ise gerçek bir işleyiş olmaktan çok eşcinselliğin yok edilmesi gereken bir sapıklık ya da hastalık olduğu argümanını savunan korku dolu zihniyetin başka bir kaygı ve denetim mekanizması olarak görünmektedir.

Toplumsal görünürlüğün cinsel yönelimi belirleyebilmesi, heteroseksüel görünürlüğün “mutlak” kabul edildiği ve izin verildiği, desteklendiği, ortaya konduğu bir toplumsal yapıda eşcinsel yönelimin neden ortaya çıktığını açıklamakta oldukça yetersizdir. Bu durumda, eşcinsel bireylerin görünürlüğündeki artışın, eşcinsel olanların sayısında bir artışa değil eşcinsel olduklarını saklayanların sayısında bir azalmaya neden olmasını öngörebiliriz.
Kuran incelemeleri ebedi cehennem sözünün sadece kafirlere vaat edildiğini ortaya koyar. Ve kafirliğin tanımını ‘Tek Tanrı’nın kabul edilmemesi, ona ortak koşulmaması ve ondan ümit kesilmemesi” ile sınırlar. Kafirlerin “derin bir ayrılık içine debelendikleri acının (Şikak: Bölünme, ayrılma) ) kaynağı ise Allah’tan ayrılık değil kendi içlerindeki bir yanlarından ayrılıktır. Çünkü Allah kendisinden ayrı kalmamızın teorik ve pratik olmadığı bir şekilde her zerrede mevcuttur ifadesi yine Kuran'dan erişebileceğimiz bir diğer ifadedir. Bu nedenle “biz Müslüman olduk” ifadesinde “teslim olunan gerçek” kişinin dışındaki tek tanrı kavramı olmaktan çok kendi benliğindeki farkındalığı kabul edebilmesi olarak da anlaşılabilir. (Müslüman: Teslim olmuş anlamındadır)

İnsanın kendi benliğindeki özünü fark edip onu toplumsal olana ilan etmesini emreden bir tanrının öğretisini, insanların kendi benliklerinde hissettikleri bir gerçeği saklamaları ya da inkar etmeleri şeklinde tefsir etmek bu açıdan bakınca kendisi ile derin bir ayrılığa düşmüş yani ruhen hastalanmış bireyler üretmekle eşanlamlı görünmektedir.

Alemlere rahmet ve kurtarıcı olarak gönderildiği söylemi ile kıvanç duyduğumuz ilahi mesajın, hasta ve hastalandırıcı bir sisteme hizmet edebiliyor olması bir Müslüman olarak benim baştan karşı çıkmam ve her şekilde sorgulamam gereken bir iddiadır diye yaşıyorum.

Blog sahibi arkadaşın isabetli bir şekilde ortaya koyduğu gibi kimsenin İslam’a eşcinselliği sokma gayreti yoktur. Münafıklık olarak tanımlanan bu kişilik yapısı kafirlikten de beter bir şekilde yerilirken buna en azından benim şahsi bir cesaretim olmadığını buradan ifade etmek isterim. Ancak blog sahibi arkadaşın ifade ettiği çabasında yanında olmayı oldukça mümince bir davranış ve bir cihad olarak gördüğümü de ifade etmek isterim. Amaç İslam’a eşcinselliği sokmak değil, amaç yerilen ve her zaman yaralayıcı bir alışkanlık olan bir yalanı toplumsal yapıdan kaldırmaktır.

Psk. Mahmut Şefik Nil

bu değerli paylaşımdan dolayı teşekkür eder, desteğinin devamını ve yorumlarını dilerim...


22 Aralık 2009 Salı

StoneWall'un 40. yılı


insan karakterinden ortak olan özellikler kimliktir. bu kimliklerden oluşan gruplar toplumsal kesimdir. dini milli yada cinsel kimliklerin saygı ile karşılanması gerekir. ilkokuldan itibaren çocuk kendi dışında, farklı olanı öğrenmek durumundadır. eğer buna fırsat bulamazsa kendinde varolan ve çevresinde göremediği kimliklerden dolayı iç savaşına düşer. onları bastırmakla ömrü geçer, sonraki yaşlarında bu kimlik sahiplerini görmek onda öfkeyi uyandırır. çünkü o içindeki yabancı ile başlayan öteki, çevresinde görünmeye başlamıştır.

milli eğitimin en büyük görevi karakteri sağlam ve kendini tanıyan, başka kimliklere saygılı bireyler yetiştirilmesinde ülke çapında standart koymaktır. diyanetin görevi, sahabe efendilerimizin yaptığı gibi ötekileştirmeden muhatap olan ve islamın gönül dolduran hazzını toplumsallaştırmakda ülke çapında standart koymaktır. devlet, tüm kimlikleri ile tanıdığı ve desteklediği vatandaşına şevk verir, onurunu korur, başarılarını ilan eder.

eğer bu yapılmazsa, iki yol insan için belirir. ya nefsine uyup baş kaldırır. öfkesini topluma kusar. oluşan bu güç ya topraklanıp sakinleşene kadar yada karşısında dengeleyici diğer bir gücü bulana kadar yayılır. bu mücadele demokratik veya adaletsiz, diplomatik yada kan dökücü olabilir. ya da diğer bir yol olarak toplumda yerini akıla eğitime, demokrasiye dayanan bir yükseliş ile elde eder. tüm toplumun adım atmasını sağlamak hem çok yavaş hem çok zor hem çok sabır isteyen bir çalışmadır. lakin bu yol bir toplumu geleceğe taşımakta en etkili yoldur.

işte eşcinsellik 1969 yılında baskı ve zulümden bir başkaldırı ile öfkesini kusmuş. o yolda pek çok değerli insanı feda etmiş, daha sonra çok daha demokratik bir yön kazanmış ve bugünkü başarılı durmuna gelmiştir.

işte bugün 40. yılında Amerikan başkanı Obama, çok yakın gelecekte yurdumun da kendi evladı ile paylaşacağı bu onuru şöyle ilan ediyor:

"kendi beyaz sarayınıza hoş geldiniz!

Bir çok arkadaşı ve tanıdık yüzü burada görmek çok güzel. Ben ve Michelle sizden aldığımız destek için çok minnettarız ve şunu bilmenizi istiyorum ki sizde bizim desteğimizi aldınız. Bu ülkedeki, toplumunu düşünen ve çok çalışan aynı zamanda gay lesbian biseksüel ya da transgender olan milyonlarca insanın daha kaliteli yaşamı peşinde yaptığınız hergünkü çalışmalar için teşekkürlerimi sunarım.
Bu mücadelenin son derece zor olduğunu söylememe gerek yok. Ancak olağanüstü gelişim gösterdiğimizin görülmesi gerçekten çok önemli. Bu gelişimi, alt üst etmek için adaletsiz kanunlar ve durdurmak için adil olmayan uygulamalar var. Gelişim göstersek de hala eski söylemlerine ve tutumlarına sıkı sıkıya bağlı ve sizin ailenizi kendi aileleri gibi görmeyen ve bir çok Amerikalının elinde bulunan hakları sizin de almanıza karşı çıkan vatandaşlar belki de komşular, hatta aile üyeleri ya da sevdiklerimiz var.
Bunun acı ve kalp kırıcı olduğunu bliyorum ama yinede hepiniz hem oluşturduğunuz söylemlerin gücü ile ve ayrıca ebeveynler, arkadaslar, okul aile birlikleri üyeleri, toplumdaki liderler olarak kendi hayatınız için oluşturduğunuz örneklerin gücüyle devam ediyorsunuz ve bu çok önemli.
Ve bu gün bir çok LGBT ailesinin bize katılmış olmasından çok memnunum. Bildiğimiz üzere gelişim sadece değişen kanunlara bağlı değil aynı zamanda değişen kalplere de bağlıdır. Ve bu "gerçek gelişime dayanan değişim" asla Washington da başlamıyor.
[cep telefonu sesi]
Kimin ördeği ötüyor. Orda bir ördek var ötüyor. Nerden buluyorsunuz bu telefon seslerini siz?
[gülüşmeler]
Gerçekte bu adalet ve kalitenin hikayesidir.
Sadece gay olanlar için değil, tarihimizde vatandaşların hakları ve sorumululukları için çalışan ve bu ülkenin tüm sunduklarının kendilerine kapalı olduğu söylenen herkes için geçerli. Bu, çok az gücü ve ilhamı olanların aradıkları gelişimin hikayesi.
Bu yapabildikleri her anda, küçük sessiz kişisel merhamet, cesaret ve bazende meydan okuma dolu hareketlerle değişimi getiren kadın ve erkeklerin hikayesidir.
Bu, bugün burda olan insan hakları öncüsü Frank Cammon'ın hikayesidir. Frank; işinden sadece gay olduğu için kovulan birisi.1965'de Beyaz Sarayın önünde zamanına göre bilincin bir göstergesi ve aynı zamanda cesaret gerektiren bir protesto gösterisi yaptı. Kendisi şimdi burada. Seninle gurur duyuyoruz ve liderliğin için sana minnettarız.
Bu 40 yıl önce bu hafta olan Stonewall protestolarının hikayesidir. Seçeneği ve destekçisi çok az olan bir grup vatandaş "artık yeter" dediler ve ayrımcılık politikasına karşı çıktılar. O protestoda bulunan iki kişi de burdalar. Kat ettikleri yolu siz hayal edin.
Bu toplumun büyük bir kısmını yok etmiş bir salgın hastalığın hikayesidir.
Birbirini desteklemek ve korumak için gelen ve savaşmaya devam eden ve dünyaya farklı aile türlerinin aynı tutkuyu ve desteği gösterebileceklerini ilan eden gay erkek ve kadınların hikayesidir. Hepimizin sevme kapasitesine sahip oldugumuz gösterdiler.
Bu hikaye, bu çaba bugün hala devam etmektedir. Ülke olarak olağan üstü zorluklarla karşılaşmış olsak da temel eşitlik konularını bir kenara koyamayız ve koymayacağız. Hiçkimsenin "kim oldugu" ya da "kimi sevdiği" noktasında ayrımcılığa uğramadığı bir Amerika arayışı içerisindeyiz.

Bu odada gelişmin yeterince hızlı gerçekleşmiş olduğuna inanan kimsenin oldugunu sanmıyorum. Size sabırlı olmanızı söyleyecek kişi de ben değilim; aynen yarım yüzyıl önce Afrika kökenli Amerikalılara eşit haklara sahip olmaları için sabırlı davranmaları gerektiğinin söylenmesi gibi. Ama şunu söylüyorum: gelişim gösterdik ve daha fazla göstereceğiz. Ve bilmenizi isterim ki beni sözlerimden dolayı yargılamanızı değil, fakat benim yönetimim tarafından bu sözlerin ne derece tutulduğu yönünde beni göz önüne almanızı umuyorum. 6 aydır yönetimdeyiz ve bu yönetim bittiğinde Obama yönetimi hakkında iyi duygularınız olacak. Bu konuda güvenim var.

Hala yapılacak çok iş varken, göreve geldiğimizden bu yana yaptığımız önemli değişikliklere bir göz atabiliriz. Görevlilerin kanunun izin verdiğinden daha cok oranda federal faydalardan, lgbt ailelerinin yararlanabilmelerini sağlayan kanunu imzaladım. Bu faydalar gerçekten, sanki aileleri yokmuş gibi davranılan federal görevliler ve dış noktalarda çalışanlar için fark yaratacaktır. Tüm bunların gerçekleşmesinde görev alan kişi bu gün burda olan John Berry'dir. Ayrımcılığı sonlandırması noktasında yardımcı olabilmesi amacıyla "sözde" evlilik koruması adındaki yasayı feshetmeleri konusunda meclise çağrıda bulundum. Bu ülkede aynı cins çiftlerin karşılaştıkları ayrımcılığı sonlandırmak için şunu eklemek istiyorum, herkesin var olduğunu desteklemek için bizim bir görevimiz var.
Bunu öyle bir şekilde yapmalıyız ki eski bölünmüşlükleri derinleştirmesin. Bu yasayı yeniden ele almak konusunda, yasayıda kaldırmak dahil gerekirse yapmayacağım şey yok. Bunu açıkça belirtmek isterim.
Ayrıca Meclise eşlerin birbirlerinin hakkından yararlanabildikleri kanunları çıkarmaları konusunda çağrıda bulunacağım böylece GLBT çiftleri ve çocukları sağlık sigortası dahil tüm haklardan yararlanabilecekler. Ayrıca yönetimim çalışan ayrımcılığı ve nefret suçlarına yönelik kanunlar çıkarmak için çalışmaktadır ve her iki konuda da gelişim kaydetmiş bulunuyoruz. Oğulları Logan'la birlikte Judy ve Dennis Sheppard burdalar. Judy ile gecen mayıs ayında oval ofiste görüştük ve onu ve sizide aynı noktada temin etmek isterimki yönetim olarak ve oğulları Matthew'un ismi ile kapsamlı bir nefret suçu kanunu geçireceğiz.
Ek olarak yönetimim Birleşik Devletlere HIV'lilerin girişini yasaklayan kanunu kaldırmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Yönetim ve bütçe ofisi bu giriş yasaklamasını kaldırmaya yönelik büyük bir ilk adım niteliğinde olan bir çalışma oluşturdu. Ve biliyoruzki HIV/Aids Washington da dahil olmak üzere bir çok yerde halk sağlığını tehdit etmektedir. Ulusal HIV test günün olan gectiğimiz cumaretsi tüm Amerikalı vatandaşlarımız durumlarını bilmeleri adına cesaretlendirmek amacıyla Michelle ve ben testlerimi oldugumuzu gurur duyarak belirtmek isterim.

Son olarak "sorma - söyleme" hakkında birkaç şey söylemek isterim. Daha önce söylediğim gibi - ki yine söylüyorum - "sorma - söyleme" yasası bizim ulusal güvenliğimize bir katkı sağlamamaktadır.

Aslında inanıyorum ki, vatansever Amerikalıları ülkelerine hizmetten men etmek ulusal güvenliği zayıflatır. Yönetimim, Pentagon ve Senatoyle birlikte bu politikayı nasıl sonlandıracağı konusunda çalışmaktadır. Bu konu aynı zamanda etkin ve etkili bir Kongre gerektirmektedir. Eminim ki bir zaman sonra geriye baktığımızda neden böyle oluşumlar içine girildiğini merak edeceğiz. Ama büyük komutan olarak ben bu değişimin pratik çözümler ortaya koyar şekilde gerçekleşmesi sorumluluğunu üzerimde hissetmekteyim. Bu yüzden genelkurmay başkanlığına ve savunma bakanlığına bu konunun ayrıntılı bir şekilde çözümlenmesi konusunda görevler verdim. Biliyorum ki çözümsüz geçen her gün, bu politika altında görevinden edilen onca yılın eğitimini almış ve önemli becerilere sahip vatansever kadın ve erkekler için büyük hayal kırıklığıdır. Umuyorum ki bu olaylar bu politikanın geri alınması için hızlandırıcı etkide bulunacaktır. Sadece doğru olduğu için değil aynı zamanda ulusal güvenlik içinde gerekli olduğu kanaatindeyim.

Bu çalışamaları yürütürken daha öncede söylediğim gibi gelişim sadece değiştirdiğimiz kanunlara bağlı değil, aynı zamanda kalplere de bağlıdır. Eğer kendimizle dürüst olursak biliyoruz ki, bu ülkede hala gay kardeşlerini tam olarak kabul etmemiş olan düzgün insanlar var. Bu yüzden bu konuşmayı sadece sizin önünüzde değil aynı zamanda bu konuya geleneksel olarak uzak duran insanların önünde de yapıyorum ve yapmaya devam da edeceğim. Bu şekilde davranışları değiştireceğiz, bu şeklilde tam bir vatantdaşlıktan daha azını kabul etmeyen Franklin ve diğer bir çokları gibi liderlerin mirasını onurlandıracağız.

40 yıl önce New York şehrinin kalbinde Stonewall denilen barda da bulunan bir grup vatandaş, adil olmayan bir politakaya karşı geldiler ve ulusal bir hareketi uyandırdılar. Gecenin bir yarısı polis New York'ta gayler için güvenli olarak bilinen bir noktaya baskın düzenledi. Bu gibi akınlar tamamen sıradandı. Gay olmak müstehcen ve yasa dışı görüldüğü için, gay ve lezbiyen işletmelerinin hiç birisi çalışma izni alamıyordu.

Bu işletmelerin savunmasızlığı, gay ve lezbiyenlerin savunmasızlığı ile birleşince, bu gibi mekanlardaki kimseler yolsuzluğun ve şantajın kurbanları oluyorlardı. Olağan olarak saldırlar başlıyordu ve müşteriler dağıtılıyordu ama bu gece birşeyler farklıydı. Bu konuda bir çok kayıt var ama bildiğimiz birşey var ki insanlar o gece ordan ayrılmadılar. Yerlerinde kaldılar. Ve bir kaç gece yeterince adaletsizliğe uğradıklarını belirttiler. Bu sadece o gece yaşadıklarına karşı değil, tüm hayatları boyunca yaşadıklarına karşı birşeydi. Bir çok harekette oldugu gibi bu, dünyanın onları görmelerini sağladığı gibi aynı zamanda onların da kendilerini nasıl gördüklerini ortaya koydu. Tarihte bir çok kez gördüğümüz gibi bu ruh işi ele alınca, yolunda durabilecek çok az şey kalır. Stonewall'daki ayaklanma, protestolara yol açtı ve protestolar bir harekete yol açtı ve hareket bugün de devam eden değişme yol açtı...

Bu ruh, bugün birinin eşi için hastanede yatağı başında bekleme hakkı elde etmesi için devam ediyor.

"öyleysem ne var?" diyen ve farklı olduğu için isimlerin takıldığı gencin hakları için devam ediyor.

Bu sizlerin çalışmalarında ve aktivisliğinizde ve hayatınızı özgürce yaşama savaşınızda devam ediyor.
Protestolardan bir yıl sonra birkaç yüz gay lezbiyen ve bunlara destek veren insanlar, Stonewall'da toplandı ve eşitlik için tarihi bir yürüyüşe başladı. Central Park'a vardıklarında bu bir kaç yüz olan insan topluluğu 5000'i buldu. Bir şey değişmişti ve bir daha eskisi gibi olmayacaktı. O gün orda toplanan insanlar 40 yıl sonra sizlerin ve hatta bu bağlama benim burda toplandığımızı hayal bile edemezlerdi. Bizler hepimiz bu ülkedeki bize umut veren anıtsal değişikliklere şahidiz. Ama dinlenemeyiz, kanun kanun adım adım zihinleri değiştrerek gelişim göstermek için görevimizi yapmaya devam etmeliyiz.
Şunu bilmenizi istiyorumki bu işte sadece arkadasınız değil aynı zamanda sizin için müttefikiniz, savaşcınız ve başkanınız olacağım.
Herkese cok teşekkürler, Allah sizi korusun"

bu güzel çeviri için emre'ye teşekkür ederim.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Müslümanlar da Hem Gey Hem Gururlu Olabilirler


Teolog De Sondy, müslüman bir akademisyen olarak, eşcinselliğin İslam inancı ile bağdaşabileceğine dair kanıtın Kuran’da yer aldığını savunuyor. Yeni tamamladığı doktora tezi ile Dr. Amanullah De Sondy, (29) Müslümanlığın bir parçası olduğu varsayılan bazı öğelere meydan okuyor.Times dergisi ile olan bir röportajda Dr Amanullah De Sondy, yeterli kanıtların bulunmasına rağmen, “koyu birer homofobik” olmaları nedeniyle muhafazakâr Müslümanların, eşcinselliği onaylamayacaklarını ifade ediyor.

Glasgow Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde eğitmenlik yapan De Sondy’e göre: “Kuran birkaç eş ve düzinelerce çocuğa sahip sakallı bir aile reisi talep etmez. İslam geleneğinde baba figürünün olmadığı peygamberlerin, “efemine” yaşamlar süren saygın, kutsal insanların bulunduğu aykırı aileler de vardır. Eşcinsellik İslam ile bağdaşmaz değildir. Her ikisi bir arada var olabilirler ve olmuştur da. Önemli olan bunu iyi bir yaşam sürmek ve iyi bir toplum yaratmak olguları ile bütünleştirebilmektir.”

De Sondy, Kuran’ın eşcinselliği kınadığını iddia edenlere karşı çıkıyor. Günümüzde eşcinsellerin İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde öldürüldüklerine sıklıkla şahit oluyoruz.
“Kişisel olarak kendilerine sorduğunuzda, benim kuşağımdaki Müslümanların büyük çoğunluğu koyu birer homofobiktir. Bana göre bu bilhassa iyice yerleşmiştir çünkü Müslüman toplumların çoğu geleneksel aile ve ataerkil toplum düzeni görüşleri içerisinde kök salmışlardır. Bütün bunlara meydan okumanın tam zamanıdır.”

De Sondy, hoşgörüsüzlüğün sadece Müslüman geleneğinin bir parçası olmadığına dikkat çekiyor. “İslami toplumlar çeşitlilik gösterir ve hemcinsleri ile olan ilişkilerini gözler önünde yaşayan insanların örnekleriyle doludur”. De Sondy, cinsel özgürlüğü kısıtlayan ve kadınların itaatini talep eden bir putperestliğin yaratılmasında, Mısır'daki Müslüman Kardeşler ve Suudi Vahabi mezhebi aracılığıyla yayılan muhafazakâr siyasi İslam’ı suçluyor.

Hem Kuran’da, hem de İncil’de yer alan Sodom’un yıkımı hikâyesi ile ilgili ise De Sondy şunları ifade ediyor: “Genellikle bu hikâyede Tanrının eşcinselliği reddedişinin anlatıldığı kabul edilir. Fakat dikkatle incelendiğinde, hikâye erkek çocuklarına tecavüz edilmesinin onaylanmayışı ile ilgilidir. Bu ikisi arasında büyük bir fark var.”

De Sondy, Müslüman bir azizin eşcinsel bir ilişkisi olduğunun anlatıldığına dikkat çekiyor: “16. yüzyıl Pencap'ında, Şeyh Hüseyin adında bir aziz ve şair yaşamış. Kendisi Hindu bir erkeğe âşık olmuş. Beraber yaşamış ve aynı mezara gömülmüşler. Fakat bazıları, bu erkeğin aslında bir kadın olduğunu öne sürerek bu hikâyeyi yeniden kaleme almak istemiş. Oysaki Hindistan yarı kıtasında “ahlak kurallarına karşı gelen”, kulaklarına küpe takan ve kadın kıyafeti içerisinde dans eden Sufi erkekler vardır.”

kaynak

orjinali

9 Ağustos 2009 Pazar

Eşcinselliği Tedavi Etme Hırsı Dinmiyor


Amerika Psikoloji Derneği (APA) bir rapor yayınlayarak eşcinselliğin kesinlikle tedavi edilemeyeceğini açıkladı. Rapor ayrıca ebeveynlere, genç insanlara ve onların ailelerine "eşcinselliği bir akıl hastalığı veya gelişim bozukluğu olarak nitelendiren yönelim tedavilerinden" kaçınmalarını öneriyor.

“Ex-gay” terapisi olarak da bilinen eşcinsellikten vazgeçirme teknikleri bir çok dini organizasyon tarafından uygulanıyor. Bu uygulamalar son derece etkisiz ve son derece zararlı olarak tanımlanmaktadır.

Amerikan Psikoloji Derneği 1973’de eşcinselliği zihinsel bozukluk sınıfından çıkardı.

Çalışma için görevlendirilen grubun başkanı Judith Glassgold, "Cinsel yönelimi değiştirmek için psikolojik müdahalelerin kullanımını desteklemek için yeterli kanıt yok" dedi. Ayrıca "cinsel yönelim değiştirme çalışmalarını savunanların iddialarının aksine, son araştırmalar cinsel yönelim değişimi için yeterli delil sunmuyor" dedi.

83 çalışmanın analizlerini içeren Rapor-138, cinsel yönelimleriyle sorun yaşayan insanlar üzerinde akıl sağlığı uzmanlarının kullanabileceği bir reçetelendirilmiş metotlar listesi de içeriyor. Dini inançların yönelim üzerindeki olumsuz etkilerine atıfta bulunarak, "Psikologların cinsel yönelim değişimine yatkınlık konusunda tamamen dürüst olmalarını ve müşterilerin amaçlarını ve varsayımlarını anlayabilmelerine yardımcı olmalarını” da sözlerine ekledi.

Bu rapor, Amerika'daki eşcinsellik karşıtı “ex-gay” merkezlerinin, bu merkezlerden birine gönderildiğine inanılan tıp öğrencisi Bryce Faulkner'ın ortadan kaybolmasından ve geylere uygulanan şeytan çıkarma ayinlerine benzer olayların günışığına çıkmasından sonra ortaya çıktı.
PinkNews.co.uk tarafından “ex-gay” hareketi üzerine hazırlanan bir raporda, “ex-gay” hareketinin önde gelenleri dahi Amerikan Psikoloji Derneğinin "bazı bireyler eşcinsel hareketlerde bulunmamayı veya bunları göz ardı etmeyi öğrendiler" açıklamasıyla ve cinsel yönelimin değiştirilemeyeceği hakkında aynı fikirdeler.

Dünyadaki en büyük “ex-gay” merkezlerinden biri olan Exodus International artık şu mesajı yayıyor "Yönelimi değiştirmek mümkün değildir."

Amerika Psikoloji Derneği'nin raporu, bu durumun ne kadar uzun göz ardı edilebileceğinin veya akıl sağlığına ne tarz bir etkisi olacağının çok net olmadığını belirtiyor.

Bu çalışma aynı zamanda, cinsel yönelimi değiştirme girişimlerinin sıkıntıya sebep olabileceğini ya da var olan sıkıntıyı artırabileceğini, depresyon ve intihar düşüncelerini de kapsayan zayıf akıl sağlığına yol açacağını ortaya çıkardı.

Exodus International bir açıklamasında, Amerika Psikoloji Derneğinin onarım terapisi gibi klinik teknikler üzerindeki eleştirileri ve cinsel yönelim değişimi hakkındaki görüşleri ile tam olarak aynı fikirde olmamasına karşın, raporun bazı insanların hayatlarını dini değerler ile uyum içerisinde yaşamayı seçtiklerini söylüyor.

Exodus International başkanı Alan Chambers; inanç bir çok eşcinsel erkek ve kadının hayatının çok önemli bir parçası olmasa da, kararlarını almalarında çok motive edici bir faktör olduğunu belirtti.

Araştırmalara göre Britanya’da son bir yılda her 6 psikologdan 1’i eşcinsel bireyleri "iyileştirme" girişiminde bulundu.(AE)

Ali Erol - Kaos GL

haber için DenizliGLBT'ye teşekkürler.

--------------------------------------

bir zamanlar amerikada ex-gay exodus hareketi vardı. pek çok doktor rahip ve araştırmacıyı içine alan yüzlerce eşcinseli iyileştirdiklerini iddia eden bu rezalet 2007de sona erdiğinde arkada sadece kendi dinine itikadı sarsılmış hem medden hem manen yaralı eşcinseller ve onların hayalkırıklığı ile dolu servetlerini tüketmiş aileleri kaldı. derneğin iki kurucusu eşcinsel olduklarını açıkladı.



tam bu sırada bu modadan yararlanmak isteyen başka bir servet avcılığı reklamı başladı. ülkemize kadar gelen ve ümitsiz aileler için evlatları ile toplumsal yapı arasında bağ kurmaktan ise evladının yönelimini değiştirmeyi öneren nicolosi'nin paçavralarına hiç incelemeden özellikle dindar camianın göze çarpan isimleri meylediyorlar. oysa amerikada şimdi o dönem de kapanıyor. onlarca denek durumuna düşmüş eşcinselin itirazları youtube gibi sitelerde ses buluyor.

kendi evladının ruhunu ve değerini düşünen ailelerin bu ve benzeri aldatmacalardan uzak kalmaları ümidi ile...















12 Mayıs 2009 Salı

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'ndan...

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, 12-15 Mayıs tarihleri arasında, İstanbul Ceylan İnter Continental Otel’de yapılacak “Dinî bilginin kaynakları, üretimi ve yenileme yöntemleri” konulu toplantı öncesi açıklamada bulundu:


"Avrasya coğrafyası büyük bir tarihi mirası omuzlarında taşıyor. Yarına umutla bakan, özgüveni olan insan unsuruna sahip. Bizim için ayrı bir umut ve heyecan kaynağı..."

Bardakoğlu, yarın yapılacak İslam Şurası'na 42 üye ülkeden 80'e yakın dini liderin katılacağını hatırlatarak şunları söyledi:

"Bu sizin için de bizim için de büyük bir buluşma. Lütfen bu dini liderleri yalnız bırakmayın. Yakalayın konuşun konuşturun ve o ülkelerin birikimini sorunlarını onlardan dinleyin. Emin olun 70-80 önemli misafirin her birini dinlediğinizde zihninizde çok güzel bir Avrasya kültürü, birikimi umutları ve heyecanı oluşacaktır. Bu heyecanı umutları taşımassak şura sahipliğini bu kadar zevkle yapmayız. Bu şura ilk olarak 1995 yılında toplanmaya başladı. Farlı ülkelerde de toplandık ancak misafirlerimizİstanbul'da toplanmak istediklerini ısrarla belirtince son 3 toplantıyı da burada organize ettik. Bu şuranın amacı birbirimiz anlamak ve dinlemektir. Ortak aklı, ortak çözüm yolları aramaktır. Kimsenin iç işlerine, dini idaresine, din hizmetlerine müdahale etmesi, yön vermesi, şekil vermesi gibi bir düşünce asla söz konusu değil. 42 ülkenin dini lideri burada eşit dini idare mensupları olarak toplantıya katılacaktır. Hiçbirimizin diğerine ağabeylik yapmasına ihtiyaç da yoktur. Hepimizin ağabeyi bilgidir,ortak akıldır, ortak bağlarımızdır bizi bir araya getiren odur."


Şura'da bu yıl konuşacak konuların başında Dini bilginin kaynakları, üretilmesi, yenilenmesi ve paylaşılması olduğunu ifade eden Bardakoğlu, "Bizim özgüven kazanmamız, bu coğrafyanın tarihi kültürel bilgi zenginliğini fark etmemiz, hem bize özgüven kazandıracak hem de dış telkinlere, yönlendirmeler karşı daha direnç katacaktır. Bu durum tespiti yeterli değildir. Biz bunu bir adım ileri götürmek yeni bilgilere ulaşmak, üretmek ve biliyi yenilemek zorundayız. Bizde İhya ve tecdit vardır. Her şey bozuk, her şeyi yeniden inşa yoktur. Mevcudu sürekli yenileyerek, eksiklerini gidererek ileri gitme vardır. Sahip olduğumuz hazinenin farkına varıp, bu hazineden hareketle yeni çağa uygun yeni dini bilgiler üretmek, yeni metotları kullanıp yeni ufuklara koşmak zorundayız. Bunu yaparken bir rastgelelikten kurtulmalıyız. Dini bilginin rastgeleliği bizi birbirimize düşürür, din üzerinde yanlış planlı program toplumu rahatsız eder. Dini bilginin yönetilmesini, bilimin metodolojinin ışığında dini bilginin sağlıklı birşekilde üretilmesini kastediyoruz. Bu niçin önemli çünkü din biliminde metodolojiyi üreten bu coğrafyanın insanlarıdır. Kuran-ı hadiseleri anlamada hatta diğer dini bilimleri anlamada metodolojiyi bulan, geliştiren ve bir metot üzerine bunların olması gerektiğini dünyaya ispatlayan hep bu coğrafyanın insanları olmuştur" şeklinde konuştu.

Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bardakoğlu, "Toplantının konusu belirlenirken özellikle Avrasya çoğrafyasında İslam bilincinin azaldığı konusunda bir tehdit mi sezildi" şeklindeki soruya, "Aslında dini bilgi, dinden uzaklaşmayı önleyen değil, din üzerinde düzgün düşünmeyi konuşmayı sağlayan bir alandır. Burada İslam'dan uzaklaşmayı önlemeden ziyade bu coğrafyadaki din üzerine din adına dinle ilgili konuşmaların bir metodunun zenginliğinin derli topluluğunun olması gerekiyor. Bilginin olmadığı yerde o boşluk duygu ile ve farklı amaçlarla çok kolay dolabilir. Bu gün Orta Asya'da çok kadim eski dini bilgisi okulları, medreseler var. Yeni açılmış okullar var. Din adına bu ülkelere verilen bilgilerin tartışılması lazım. Bilginin sakıncalısı ve yararlı şekilde ön yargı ve ayrım yapmaksızın öncelikle din adına ne biliyoruz, ne kadar sağlıklı biliyoruz bunları konuşmamız lazım. Ülkemizi ve birikimini önemsiyoruz. Biz sadece bu gün değil dün de dini bilgiyi önemsedik." şeklinde yanıt verdi.


İslam dini sadece bu tür acılardan sonra birbirimize sabır, merhamet, metanet, başsağlığı dilemek için olmamalıdır. Din sadece cenaze namazını kıldırmak, acıyı paylaşma ve dua etmek olmamalıdır. Din biraz da bu tür acıların yaşanmasını önlemelidir. Toplumda bir merhamet eğitimine ihtiyaç var. Merhametin kaynağı yüce rabbimizdir. Bir yerlerde demek ki yanlış yapıyoruz. Hem imam kardeşimizin, hem de Mardin’de katliamda şehit olan kişilerin geride bıraktığı yetimlere ve insanlara sahip çıkmamız gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak da biz üzerimize düşenleri yapmayı amaçlıyoruz. Merhameti, karışlıklı sevgiyi, saygıyı, toplumda yaygınlaştırmamız gerekiyor. Kalplerimizin biraz yumuşaması, katılaşmış, taşlaşmış kalplerimizin yumuşaması gerekiyor. Bu feodal yapı, töre ile açıklanamaz. Benzer katliamı batıda hali vakti yerinde insanlardan da çıkıyor. Demek ki sorun iç dünyamızda, iç dünyamızı imar etmeden sözlerin ve binaların önemi kalmıyor. Dinin bir merhamet dini olduğunu anlatan insanlara ihtiyaç var.”

---------------------------------------------------

İslam dininin hükümlerini bu kadar metodolojik değerlendirebilen ve akademik kariyeri ile birlikte manevi makamını yürüten sayın diyanet işleri başkanının yukarıdaki ifadelerine bu vatanın eşcinsel vatandaşlarının ihtiyacı büyüktür. ifadelerindeki net tavır, bireysel hürriyet arayışı ve islama dost olmak konusunda çok güzel teselliler ve yürenklendiren bir şevk veriyor. Dileğim bu tavrı eşcinsellik kimliği ile ilgili şurada da sürdürsün...

30 Nisan 2009 Perşembe

Eşcinsel annelerine önemli TAVSİYELER


Dr. Nesrin Yetkin, çocuğunun eşcinsel olduğunu öğrenen ailelere şu önerilerde bulunuyor:
• Cinsel yönelim kişinin kendisinin de ailesinin de seçebileceği ya da değiştirebileceği bir durum değil. Suçluluk, pişmanlık gibi duygulara kapılmamalı, bunu çocuklarına yansıtmamalılar.
• Profesyonel yardım alabilirler.
• Dünyanın sonu gelmiş, çocukları korkunç bir suç işlemiş ya da yüz kızartıcı bir durum varmış gibi davranmamalılar.
• Kendini suçlu hisseden çocuğa dünyada tek eşcinselin kendisi olmadığı söylenmeli.
• Cinsel yönelimi ne olursa olsun, çocuklara sevgi gösterilmeli ve destek olunmalı.
• Çocuğun toplumla ilişki kurmasına çalışılmalı.
• Kişi ailesi tarafından evlendirilmeye ya da ilişkiye zorlanmamalı.
Ergenlikte fark ediliyor
Kişilerin, eşcinsel olduklarını genel olarak ergenlik döneminde fark ettiklerini kaydeden Yetkin, bazı eşcinsellerin, toplumdaki `homofobi` nedeniyle yönelimlerini bir süre reddettiklerini, kendilerini karşı cinse ilgi duymaya zorladıklarını anlatıyor.
Dr. Nesrin Yetkin, bir heteroseksüelin bir eşcinselle arkadaşlık etmesinin, ruh sağlığını etkilemeyeceğini belirterek şunları söylüyor: `Cinsel yönelim asla görme veya örnek alma ile oluşmaz, değiştirilemez. Cinsel yönelim aile içinden örnek alma ile oluşsaydı, kimse eşcinsel olamazdı.`
`Kendinizi gizlemeyin`
Toplumda pek çok kişinin, hatta eşcinsellerin bile eşcinselleri dışladığını belirten Dr. Yetkin şöyle konuşuyor: `Toplumda azınlıkta kalan daima dışlanır. Önyargılar da bunu etkiler. Sosyal konumları iyi olan eşcinsellerin kendilerini gizlemekten vazgeçmeleri olumlu olacaktır. Ön yargıların değiştirilmesinde medyanın tartışılmaz rolü var. Bu konu medyada ne kadar konuşulur, tartışılırsa yanlış bilgilerin düzelmesi de o kadar kolaylaşır`

1 Haziran 2008 Pazar

Türkiyeli eşcinseller ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan arasındaki doğrusal ilişki



Uzun hikâyedir; ancak bilenler gayet iyi bilir.
Türkiye’deki eşcinsel câmiası beni sevmez; ben de onları...

Bana, 2006 yılında -kendi aralarında düzenledikleri anketler sonucunda- “yılın en homofobik yazarı” ödülünü vermeye kalkışmışlardı. Onlar, bu organizasyonlarına daha ziyade “hormonlu domates ödülleri” diyorlar. Gerekçeleri de “Brokeback Dağı” gibi eşcinsellik övgüsü yapan filmlere karşı olmamdı. Sonradan, kendilerine “böcekler” diyen bir kadın yazar ortaya çıkınca, oyları hemen o yöne doğru kaydı ve bir süre liste başında giden bendeniz geri sıralara düştüm.

Ödülü kazansaydım, Taksim Meydanı’nda düzenlenecek olan törene de bizzat gidecektim. Yanımda bir buket çiçek ve dernek yöneticilerine armağan edilmek üzere, Yeni Şafak yayınlarından çıkan bazı Türkçe Kur’an-ı Kerim nüshalarıyla birlikte... Ki bu kararımı o günlerde, yarışmayı düzenleyen Lambda İstanbul Derneği’ne de yazılı olarak bildirdim.

Ödülümü almak üzere, elimde Kur’an-ı Kerim ciltleriyle birlikte, eşcinsellerle dolu bir meydana gittiğimde nasıl bir manzarayla karşılaşırdım doğrusu pek bilemiyorum; ancak bereket versin diğer kadın yazar son anda oylamada öne geçti de eşcinsel aktivistler benimle karşılaşmaktan kurtuldular.

Bütün bu “karşılıklı antipati atmosferi” içindeki temel farkımız ise benim “sevmek” ile “merhamet etmek” edimlerini birbirinden kesin çizgilerle ayıran bir adam olmamdır. Bunu da Müslüman kimliğime borçluyum.

Evet; eşcinselleri ve eşcinselliği sevmem. Ancak, bütün hayatım boyunca tek bir eşcinsele dahi fiske vurmuş ya da karşılıklı bir görüşmede hakaret etmiş değilim. Böyle tutum ve davranışları kişisel olarak asla desteklemediğim gibi, buna yeltenen ilkel adam ve kadınları da hiç sevmem. Hele de otoyollarda eşcinsel fahişeler görünce bir akşam pazarlık etmek için durup, ertesi akşam ise en iddialı maço kesilerek onları araçlarıyla ezmeye kalkışan ikiyüzlü bir ahlâkın savunucusu konumundaki şerefsizleri, öldürmeye çalıştıkları (bazen de ne yazık ki öldürdükleri) o insanlardan ruh olarak çok daha düşük düzeyde birer “kubur faresi” olarak görmekteyim.

Eşcinseller ve eşcinselliğe yönelik bu karşı duruşumun ise iki temel argümanı var. Birincisi kutsal kitapların ve onların vaaz edicisi konumundaki peygamberlerin bu konudaki uyarıları...

İkincisi ise doğrudan doğruya tıp bilimi ve onun yüzlerce yılın gözlem ve deneyimleri ışığında, hiç bir tartışmaya mahal bırakmaksızın ortaya koyduğu somut gerçekler...

Velhasıl, canım öyle istiyor diye ya da içimdeki gizli psikopatı tatmin etmiş olmak adına “eşcinsel karşıtı” değilim.

Zaten eşcinseller de ne ilâhiyatın ne de tıp biliminin yanlarında olmadığını, bu hikâyenin ta en başından beri çok iyi bilmekteler... O yüzden, her ikisiyle de araları iyi değil. Neredeyse “tehdit ve terörize edilerek” arzu edildiği gibi konuşturulan bir avuç marjinal hekimin dışında, tıp dünyası (küresel ölçekte faaliyet gösteren onca kudretli eşcinselin dayanılmaz baskılarına karşılık) günümüzde bile hâlâ bu olay için “sağlıklı bir cinsellikten sapma” diyor. Bilinen bütün semavî dinler de öyle...

O yüzden, 21’inci yüzyılda yaşayan aklı başında bir Müslüman olarak, eşcinselleri sevmek durumunda değilim. Ancak, onlara “merhamet etmek” zorundayım. Onlardan Peygamberim de hoşlanmıyordu, olabildiğince mesafeli duruyordu; ancak gerektiği ölçüde “merhamet ediyordu.”

Çünkü, her insanda, son nefesini vereceği âna kadar “nedâmet getirmek”ten yana bir umut vardır.

Mekke ve Medine’de ilk Müslüman kuşağından hiç kimse, eşcinsellere yönelik “linç partileri” falan düzenlemedi. Onları, en fazla bu tercihleri üzerine adamakıllı düşünmeye davet ettiler ya da gençler karşısında ayartıcı bir rol üstlenmesinler diye yakın çevrelerinden uzak tuttular. Hepsi o kadar...

Günümüzde de dünyanın çeşitli köşelerinde yaşayan kadın ve erkek eşcinsellerin tümü hayatlarını “fuhuş yaparak” kazanmıyor. Türkiye’de de öyle... Ortak bir “vatandaşlık kimliği” altında aynı vatanı paylaştığımız bu insanların büyük bir bölümü, kamuflajlı bir hayat içinde normal işlerde çalışıyor, üretiyor, istihdam oluşturuyor ve devlete vergi ödüyorlar. Eşcinsellikleri ise -bunun agresif bir biçimde propagandasını yapıp çevrelerindeki masum çoluk çocukları “haz nesneleri”ne dönüştürmedikleri sürece- gerek dinsel, gerekse tıbbî açıdan yalnızca kendi hayatlarını ve ahiretlerini zarara uğratan kişisel bir zaafları... Ha, bir de belki onlarla birlikte takılan partnerlerininkini...

Hâl böyle olunca, uygar bir devlet düzeni içinde de “linç politikası” ile hareket edilemez. Eşcinsel bir vatandaşın çocuğunu gönderdiği okulun harcında dindar bir yurttaşın da ödediği vergiler vardır. Aynı şekilde, dindar bir yurttaşın ibadetini yaptığı caminin harcında da eşcinsel bir yurttaşın doğrudan ya da dolaylı emeği olabilir. Millî servet, bu ülkede yaşayan bütün insanların ortak alın terinden oluşmaktadır ve o servetin içine karışan “kirli para”yı ancak ve ancak niyetin saflığı temizler. Tıpkı, İstanbul-Esentepe’de, ünlü bir kadın piyango satıcısının inşâ ettirdiği güzel bir camide yıllardır hep birlikte namaz kılmamızda olduğu gibi...

Allah hiç kuşkusuz ki, şaşmaz terazisiyle nihai amacı hayırlı olan her ürün ve hizmetin içindeki kiri ayrıştırabilecek kudrete sahiptir.

* * *

Eşcinsellik ve eşcinseller hakkında, çok uzun yıllardan bu yana yukarıda özetlemeye çalıştığım türden bir ön kabule sahipken, geride bıraktığımız hafta gazetelerde sürpriz bir haber okudum ve epeyce canım sıkıldı. İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, eşcinsellerin Türkiye’deki en büyük ve de ciddi sivil toplum örgütü konumundaki “Lambda İstanbul” hakkında, tüzüğünün Dernekler Yasası’na aykırı bazı bölümler içerdiği gerekçesiyle kapatma kararı almış.

Haber üzerine eşcinsellerin sitelerine ve bu haberi sütunlarına taşıyan kimi internet portallarındaki okur yorumlarına (ki büyük bölümü eşcinsellerden gelen yorumlardı bunlar) bir göz attım. Müthiş bir yılgınlık, öfke, üzüntü ve yıpranmışlık ifadeleri içermekteydi karara ilişkin yorumlar. Eşcinsellerin organizasyondan uzak ve dağınık olduklarında sergiledikleri o itici saldırganlığa karşılık, görece daha ciddi bir biçimde hareket eden, internet siteleri işletip dergiler çıkararak mensuplarının “gazını alan” bu dernek sayesinde nicedir tutunacak bir dal bulduğunu düşünen bir kaç yüz bin dolayındaki insan, mahkemenin kararından sonra kendilerini âdeta “devletin tecavüzüne uğramış” gibi hissediyorlardı.

Ve ne yazık ki bana göre dibine kadar da haklıydılar.

Bir topluluğun kendini demokratik yollarla ifade etme imkânlarını ne kadar daraltır ve o topluluğu ne kadar köşeye kıstırırsanız, hedef aldığınız bu kitleyi de o denli bunaltır ve saldırganlaştırırsınız. Böyle bir durumda ise insanlar arasında insan gibi diyalog kurmanın o yumuşak iklimi adım adım ortadan kaybolacaktır.

Türkiye, “Dünya üzerinde Kürt diye bir halk ve Kürtçe diye bir dil yoktur” şeklindeki teziyle bu bunaltılmışlığın bedelini çok ağır ödemiş bir ülke... Halen de kanımız ve malımız ile çatır çatır ödemekte olduğumuz bir bedeldir bu...

1923 yılında, henüz ülkedeki her şey son derece taze ve güzelken, “Türkiye Cumhuriyeti, bu topraklarda yaşayan farklı etnik unsurlar tarafından, ortak bir ideal uğruna hep birlikte kan dökülerek kurulmuştur ve bu mücadelenin içinde yer almış bulunan herkes hukuken Türk’tür. Onun dışında, her yurttaş nüfus kâğıdına gerçek etnik kimliğini, gerçek ana dilini, gerçek dinini ve mezhebini rahatça yazdırabilir. Bu bilgileri gündelik hayatında özgürce kullanabilir, yayabilir, etnik kökenlerini unutmamasını sağlayacak her türlü din ve dil eğitimini alabilir. Devletten de kendisine, verdiği bu bilgiler ışığında muamele edilmesini isteyebilir” şeklinde kısa bir paragrafla çözülebilecek olan bir mesele, şimdi Kandil’e akınlar yapıp duran, ancak oradaki “çapulcular”ı bir türlü tam olarak bitiremeyen F-16’larla çözümlenmeye çalışılıyor.

Eşcinsellik de bütünüyle aynı konumda bir sorun...

Onları, yukarıda andığım dinsel ve tıbbî argümanların ışığında, toplum olarak sevmiyoruz. Üzerlerindeki kamuflajları çıkartıp aramıza karışmalarını ve kimliklerini serbestçe deşifre etmelerini istemiyoruz. Bu “hâl”lerini fark ettiğimiz andan itibaren onları işe almıyoruz, almışsak da tez zamanda atıyoruz. Bu kitleyi okullarda, hastanelerde, orduda ve kurduğumuz şirketlerde barındırmıyoruz.

Ancak, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de -reddi mümkün olmayan- bir “eşcinsel nüfusu” mevcut. Bunları bir meydana toplayıp üzerlerine napalm bombası atamayacağımıza göre (ki dinen, ahlâken ve hukuken böyle bir hakkımız yok) o zaman, onlarını kendilerini, bizim de kendimizi denetim altında tuttuğumuz, “karşılıklı tahammül” esasına dayalı bir toplumsal düzen içinde yaşamayı ne yapıp edip öğrenmek zorundayız.

Bir de tabiî her marjinal grup gibi, onlara da bütün bu kuşatılmışlık içinde kendilerini biraz daha iyi hissedebilecekleri, “soluk alabilecekleri” türden sivil toplum örgütleri kurma; basılı, görsel ve elektronik yayıncılık yapma hakkını sunmakla yükümlüyüz. Yoksa, böylesi bir “kapana kıstırılmışlık” duygusu, önünde durulmaz bir öfke patlaması ve onun ardından gelen keskin bir bilenmişlik içinde, toplumun geneline eskisinden çok daha ağır hasarlar verecektir.

Kapatma kararını veren mahkeme, Lambda İstanbul Derneği’nden, tüzüğünün içeriğindeki genel ahlâka ve hukuka aykırı olduğu düşünülen sorunlu bölümlerin düzeltilmesini talep edebilirdi. Ki bunu onlardan her Türk vatandaşı talep etmektedir zaten. Ancak, kısmî bir kusurdan hareketle topyekün kapatma kararı verilmesinin ardında durabilmek ise mümkün değildir. Özellikle AKP iktidarından sonra, başta bu partiye yönelik kapatma dâvâsı olmak üzere, neredeyse her siyasal ve sosyal konuda “baltayı dâvâ dosyasının tam ortasına indirip onu ikiye ayırma” tekniğiyle hareket etmeyi alışkanlık hâline getiren Türk yargısı, bu ürkütücü görünümüyle, 2000’li yıllarda AB uyum süreci kapsamında değiştirilen irili ufaklı binlerce yasadan zerre kadar haberi yokmuşcasına, “züccaciyeci dükkanına girmiş fil” örneğinde olduğu gibi alabildiğine savruk bir tavır içinde ilerliyor. Dahası, bu tavrın ardında “haberdar olmamak”tan ziyade “uyum sürecini sallamamak” gibi genel bir “direnme kararı”nın olduğu izlenimi uyanıyor kitlelerde. Hani, sanki topluma ve iktidara verilmek istenen mesaj şöyle bir şeymiş gibi:

“Siz istediğiniz kadar kendi yetki bölgenizde debelenip durun, bunun bizler açısından hiç bir önemi yok. Türkiye, tıpkı 80 yıldır olduğu gibi, halkının en küçük bir apoletten ya da unvandan tırstığı, parlamentosunun sadece adı parlamento olan, Arap ülkelerinin birazcık ilerisinde ancak Avrupa’nın fersah fersah gerisinde üçüncü sınıf bir Ortadoğu demokrasisi olarak varlığını sürdürecektir. Bu genel kararımızı da feriştahı gelse değiştiremez.”

Nasrettin Hoca damdan düştüğünde ilk sözü, “Bana damdan düşen birini getirin” olmuş. Ülkeyi yöneten iktidar partisini üç-beş tane gazete kupürünün jurnaline dayanarak kapatmaya kalkıştıklarından beri biz muhafazakâr seçmenler de aynen Nasrettin Hoca’nın pozisyonundayız. O yüzden, önüne her kim çıkarsa çıksın -solcular, Kürtler, sert İslâmcılar, ılımlı İslâmcılar, eşcinseller- habire kıran döken, içeri atan ve kapatan bir yargı sistemi karşısında Lambda İstanbul Derneği mensuplarının hâlet-i ruhiyesini, kurduğum iyi niyetli bir empati eşliğinde çok doğru anladığıma inanıyorum.

Bu böyle gitmez.

Bütün dünyayı kapatamazsınız, bütün dünyayı içeri atamazsınız ve bütün dünyayı öldüremezsiniz.

Sünnileri bunalttınız, Alevîleri bunalttınız, Gayrımüslimleri bunalttınız, Türkleri bunalttınız, Kürtleri bunalttınız. Şimdi de eşcinselleri bunaltıyorsunuz.

Bunu yaparken de öylesine garip ve hastalıklı bir merhamet mekanizması işletiyorsunuz ki tam olarak ne düşündüğünüzü, ne yapmaya çalıştığınızı hiç kimse anlayamıyor.

Onlarca polis, asker ve sivili gözünü kırpmadan öldürmüş bir teröristi, ciğerleri su topladığında “hasta” diye affedip, kendi kafanıza göre, geldiği dağlara geri gönderebiliyorsunuz. Üstelik, öldürdüğü insanların hiç birinin ailesinden izin ve onay alma gereğini duymadan...

Fakat, buna karşılık, 1974 yılında, ülkeyi yöneten iki adamdan biriyken attığı son derece kritik imzayla -hâlâ her yıldönümünde bando mızıka eşliğinde böbürlendiğiniz- cesur bir savaşa girişip size dünyanın en stratejik adasını kazandıran 82 yaşındaki bir eski başbakanı, bırakın Türkiye’nin laik düzenini değiştirmeyi, daha ayakta bile durabilecek hâlde değilken gözünüzü kırpmadan cezalandırıyorsunuz. En sevimsiz kriminolojik profiller karşısında dahi indirimlerle, genel aflarla gayet bonkör bir biçimde işleyen bağışlama mekanizmanız ona gelince en fazla “cezaevi hapsi”nden “ev hapsi”ne dönüşüyor.

Sağmalcılar’da yıllar yılı THKP-C’cilerin koğuşlarına girip tekmil alamazken ve bundan da hiç utanmazken, devletin en kritik sırlarını bilen 82 yaşındaki bir emekli devlet adamına, her sabah 20 yaşındaki bir jandarma eri karşısında tekmil verdirtmekten rahatsız olmadınız ne yazık ki...

Allah aşkına, bu ülke sonunda infilak edip bir iç savaşa sürüklenmeden, azıcık da olsa değişin artık...

ALİ MURAT GÜVEN
Yeni Şafak gazetesi yazarı

22 Mayıs 2008 Perşembe

"Heteroseksüele nasıl bakıyorsak, diğerlerine de öyle bakarız"



AKP’den eşcinsellere "herkes eşittir" mesajı

AKP’den eşcinseller konusunda dün dikkat çekici bir adım geldi. Eşcinsellerin derneği KAOS GL tarafından düzenlenen “Homofobiye Karşı Buluşma” toplantısının açılışına AKP Mersin Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül de katıldı. Diğer partilerden kimsenin katılmadığı toplantıda eşcinsellere hitap eden Üskül “Haklarınızın ihlal edildiğini düşündüğünüz durumlarda adresiniz belli. Bize başvurabilirsiniz” dedi. Üskül’ün katılımı, bugüne kadar eşcinsellerin bu tür toplantılarına bu düzeyde ilk katılım olduğu ifade edildi.

BAKIŞIMIZ AYNI

Toplantı sonunda basının sorularını yanıtlayan Üskül, “Muhafazakâr bir partinin üyesi olarak eşcinsel toplantısına katılmanız nasıl karşılanacak?” sorusuna, “Bizim partimiz herkese aynı bakar” diye yanıt verdi. Üskül, “Farklı cinsel tercihleri olanlar da insandır. Farklı cinsel tercihleri olduğu gerekçesiyle ayırmayız. Heteroseksüele nasıl bakıyorsak, diğerlerine de öyle bakarız” diye konuştu.

TBMM’YE YÜRÜYECEKLER

Başkent bugün sıradışı bir eyleme sahne olacak. İlk kez eşcinseller Meclis’e yürüyüş eylemi gerçekleştirecek. KAOS GL’nin düzenlediği “Homofobiye Karşı Buluşma” toplantısı çerçevesinde gerçekleşecek eyleme 100’ün üzerinde gay, lezbiyen, transeksüel ve travesti katılacak. Yürüyüşte sadece eşcinselliği temsil eden gökkuşağı renklerinden oluşan bayrakların taşınacağı bildirildi. Eşcinsellerin buluşma toplantısı için yurtdışından da katılımcılar Türkiye’ye geldi. Yabancı konukların en dikkat çekeni ise Avrupa Parlamentosu’nun eşcinsel milletvekili Michael Cashman oldu. Cashman bugünkü Meclis yürüyüşünde de bulunacak. Yine Avrupalı eşcinsellerin örgütü ILGA’nın temsilcisi Aija Salo da etkinliğe katılacak isimlerden. Salo, “Türkiye’deki arkadaşlarıma destek olmak için buradayım. Onlarla birlikte yürüyeceğim” dedi.

Ali Ekber ERTÜRK/ANKARA

kaynak

Anayasa Profesörü, sosyal demokrasi ve insan hakları konusunda ömür vermiş bir akademisyen olan Zafer Üskül, bu adımı ile bu vatanın önemli bir sıkıntısına yaklaşıyor ve geç kalınmış bir adımı atıyor.

Eşcinsel deyince akla hep kötü örnekler getirip klişe resimler hatırlamak yanlıştır. "kadın" dendiğinde nasıl ki akla "fahişe" kelimesini getirmek yanlıştır, çünkü annenin şefkati, eşin iffeti, kızkardeşin sevgisi esastır. "kadın" deyince bu manalar akla gelir, kötü emsali inatla kullanmak edep dışıdır. öyle de "eşcinsel" deyince hayatı kendi cinsi ile paylaşan akla gelir, narin bir ruh, sevgi dolu bir kalp akla gelir. yakın veya uzak akraba içinde gizli açık onlarca isim akla gelir. aslında hep bilinen ama geçiştirilen, evlendirilmeye çalışılan, evlenmedi ise mirasta adı bile anılmayan, hukuku hiçe sayılan, sevgisine ve varlığına kıymet verilmeyen bir birey olarak anmak son derece alçaltıcıdır.

bu insanlar bu vatanın evlatlarıdır. başka yerden gelmediler. gidecekleri bir yerleri yoktur. hem bu sistemin samimi parçalarıdırlar. hemen hepsi vergisini verir. hemen hepsi askerliğini yapar. hemen hepsi her meslek gurubunda gayet başarı ile vatanlarına hizmet ederler. milyonları bulan bu sessiz evlad-ı vatanın sahip çıkılmaya ihtiyacı varken, onları itham etmek, isim takmak, haklarını gasbetmek, lanetli yada dinsiz addetmek, ümitsizliğe terketmek, hasta muamelesi yapmak son derece insanlık dışıdır. vatana yararı olmadığı gibi vatanın aleyhinde zarar vermeye çalışanlar elinde alet olmak ihtimali büyüktür.

varoluşundan dolayı sürekli ötekileştirilen bir bireye (daha ötesi bir kesime) bu zülmü engellemek elbette en başta hükümetin görevidir. adaletin ve kalkınmanın temeli olan eşitlik samimiyet dürüstlük gibi pek çok erdem için adım atılmalıdır. yapılacak pek çok şey varken üstünü örtmek son derece yanlıştır. zararı büyütür ve önlemi geri bırakır.

bu bilinçte olup her türü tepkiye rağmen cesaretle bu vatanın eşcinsel çocukları olan bizlere sahip çıkan AKP Mersin Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül'e teşekkür ederim.

3 Nisan 2008 Perşembe

'Eşcinsellik İslam'da caizdir'




Endonezya'da düzenlenen Dinler ve Barış Konferansı'nda "Eşcinsellik İslam'da caizdir" fetvası çıktı.

Endonezya'nın başkenti Cakarta'da 27 Mart'ta düzenlenen Endonezya Dinler ve Barış Konferansı'ndan "Eşcinsellik İslam'da caizdir" fetvası çıktı.
Endonezya içinden ve dışından pek çok İslam uzmanının katıldığı toplantıda konuşan ilahiyat akademisyeni Dr. Siti Musdah Mulia, Kuran'daki Hucurat Suresi'ni esas aldığını ve eşcinselliğin yalnızca şehvetten kaynaklanmadığını vurgulayarak, "Eşcinselliğin Allah'tan geldiğinin, doğal olduğunun göz önüne alınması gerekir. Allah'ın gözünde insanlar dindarlıklarına göre değerlendirilirler" dedi. Pek çok katılımcı da bu görüşe destek verdi.

kaynak
---------------

"Islam 'recognizes homosexuality'." başlığı altında tüm dünya haber ajanslarından geçen bu haberin türk medyasında da aynı şekilde dile getirilmesi, duyurulması, bu ülkedeki eşcinsellerin aşağılanmasının engellenmesinde ve insani özgürlüklerinin verilmesinde çok önemli bir adım olacaktır.
bu haber bence şu noktadan daha da önemli, yapılan tüm sosyal istatistiklerde insan toplumunda eşcinsellik %10 altına düşmüyor. aldığınız örnekleme grubu ne olursa olsun böyle bir sonuç ortada varsa o zaman dindar kesimin içinde yetişen yaşayan bulunan eşcinsellerin de kendilerini hasta bilmemeleri gerekir. maalesef yakın dönemde batı dünyasının eşcinselliği hastalık olarak adlandırması islama ve cemaatlerine de mal edildi. sonra batı toplumu bu hatadan vazgeçti. etiket ise haksız olarak islam aleminde takılmış kalmıştı. şimdi bu son haberle artık ortaya çıkmıştır ki, eşcinsellik islami nazarla ve Kur'anın nazarı ile dahi hastalık değildir. dindar çevrelerde yetişen çocuklarda, yaşayan gençlerde hatta ileri yaşlarda bile bu durum ortaya sonradan çıkıp gerek çevresi gerek kişi tarafından itiraf edilebilir. onu şu yada bu biçimde karşı cinsten biri ile evlendirmeye çalışmak, tavırlarından dolayı onu zorlamak, baskı kurmak ve kişilik kimliği konusunda onu istemediği halde haricden şekillendirmeye çalışmak İslamın ruhuna uygun değildir.
------------------
İNANCIN EŞCİNSELİ OLMAZ
Prof. Dr. Beyza Bilgin: "Nisa Suresi'nde kadın kadına ve erkek erkeğe her türlü fuhuş kötüleniyor ve cezalandırılıyor. Asıl olan, insanın insana onurunu koruyacak şekilde davranmasıdır. İnancın heteroseksüeli, eşcinseli olmaz."

24 Mart 2008 Pazartesi

Gay olmak ne demektir?




kaynağından güzel bir derleme :

Kendini gey olarak adlandıran erkekler, gerek cinsel ve gerekse duygusal olarak bir başka erkeğe ilgi duyarlar. Erkeklere duydukları cinsel ilgi kendilerine normal ve doğal gelir. Bu duygular ergenliğe girişle birlikte ortaya çıkar ve yetişkinlik döneminde de devam eder. Kimi eşcinseller kadınlara da ilgi duyabilir. Fakat bu kişiler genellikle, erkeklere karşı hissettiklerinin daha yoğun ve kendileri için daha önemli olduğunu söylerler. Dünya nüfusunun onda birinin gey veya lezbiyen olduğu bilinmektedir. (Kadınlara ilgili duyan kadınlara lezbiyen denir.) Bu, herhangi bir kalabalık grup içinde (mesela okulunuzdaki sınıfta, kantinde veya okul servisinde) birkaç eşcinselin bulunduğu anlamına gelir. Bununla birlikte, kendisi açıklamadıkça, kimlerin eşcinsel olduğunu söyleyemezsiniz.

Eşcinseller, toplum içinde rahatlıkla karışırlar. Bununla birlikte diğer insanlardan farklı hissederler. Eşcinsel gençler, farklı hislerinin nedenini ilk başta belirleyemeyebilirler. Etraflarındaki tüm delikanlılar kızlardan bahsetmektedir. Bu yüzden kendilerini konumlandırmakta güçlük çekebilirler. Ve bir yetişkinle hissettikleri üzerine konuşmaya cesaret edemeyebilirler.

EĞER EŞCİNSELSEM BUNU NASIL BİLEBİLİRİM?

"İlk kez eşcinsel olduğumu ne zaman fark ettiğimi hatırlamıyorum. Fakat hatırladığım bir şey var o da: bir erkekle beraber olma fikrinin beni her zaman heyecanlandırdığı" Ahmet, yaş 19

"Baştan beri farklı olduğumu hissediyordum. Arkadaşlarım kızlarla ilgilenirken ben erkeklere bakıyor,kendimi onlarla düşünüyordum. İlkokul yıllarıma kadar geri gidiyor bu duyumlarım." Serdar,yaş 22

"Hiç bir zaman kadınlara gerçek anlamda ilgi duymadım. Ergenlik çağına girdikten sonra ise gey olduğuma kesin karar verdim. Sınıf arkadaşlarıma ilgi duyuyor ve neye benzediklerini merak ediyordum." Cüneyt, yaş 18

"Bilmiyorum... O zamanlar düşünmedim de bunu. Hiçbir şeyin farkında değildim. Tek bildiğim beni çekenin erkek bedeni olduğuydu." Umut,yaş 20

" Bir gün ablamın dergilerinden birini karıştırırken, çok yakışıklı bir çocuğun fotoğrafına rastladım ve... İşte o an anladım." Murat,yaş 20

Cinsel arzularınızın neler olduğunun ismini koyamayabilirsiniz. Kendinizi nasıl adlandırmanız gerektiği konusunda acele etmenize gerek yok. Cinsel kimliklerimiz zaman içerisinde gelişir. Buluğ çağına giren gençler, bir yandan vücutları gelişirken, bir yandan da seks üzerine yoğunlaşırlar. Cinsel arzuları o kadar güçlüdür ki herhangi bir kişiye veya duruma gerek kalmadan harekete geçer. Fakat kişi, yaşı ilerledikçe gerçekten kime ilgi duyduğunu çözer. Gerçekten kendini gey hisseden delikanlılar, zaman içerisinde erkeklere olan ilgilerinin netlik kazandığını görürler. Sınıf arkadaşınıza aşık olduğunuzu veya olgun bir erkekten etkilendiğinizi fark edersiniz. Bu deneyimleri haz verici, tedirgin edici veya her ikisinin karışımı şeklinde hissedebilirsiniz.

Genellikle 16 ve 17 yaşlarında geylerin büyük bir kısmı kendilerini nasıl adlandırmalarını gerektiğini düşünürken, bir kısım delikanlılar ise bunu düşünmek için bir müddet bekler. Eğer gey oluğunuzu düşünüyorsanız kendinize şunları sormanız gerekir: Rüya gördüğümde veya cinsel fantezi kurduğumda, kahramanlar erkekler mi oluyor yoksa kızlar mı ? Hiç bir erkeğe ilgi duydum mu? Bir erkeğe aşık oldum mu? Diğer delikanlılardan farklı mı hissediyorum? Delikanlılar ve erkekler için olan hislerim net mi? Eğer bu sorulara net olarak yanıt veremiyorsanız acele etmeyin. Zaman içerisinde daha emin olacaksınız. Ve unutmayın kendinizi nasıl adlandırmanız gerektiğine ancak ve ancak siz karar verebilirsiniz.

İLETİŞİME GEÇMEK

Kendinizi, daha fazlasını keşfetmek için hazır hissediyorsanız işe okuyarak başlayabilirsiniz. Eğer rahatsızlık duymuyorsanız, kütüphane görevlisinden cinsellikle ilgili kitapların bulunduğu bölümü sorun. Eğer kütüphanenizde cinsellikle ilgili yeterli kitap bulamazsanız, büyük kitap evlerinin cinsellik bölümlerini tarayabilir veya internet aracılığıyla yurt dışından sipariş verebilirsiniz. Ve lütfen dikkat edin, eşcinsellikle ilgili kitapların tümü destekleyici değildir. İnternet yoluyla eşcinsel organizasyon ve topluluklarla iletişime geçin. İletişime geçtiğiniz topluluk size doğrudan yardımcı olabileceği gibi,sizi,size yardımcı olabilecek başka organizasyonlara da yönlendirebilir. Hatta kentinizde bir araya gelen eşcinsel gençler de bulunuyor olabilir.

Unutmayın, oradaki eşcinseller de bir zamanlar sizin bulunduğunuz yerdeydiler. İç güdülerinize güvenin. Eninde sonunda sizin gibi hisseden birilerini bulacaksınız.

"İlk kez bir başka eşcinsel ile karşılaştığımda, hem heyecanlı, hem endişeli, hem kaygılı ve hem de neşeliydim. Tarif edilemez bir şekilde, yalnız olmadığımı öğrenmenin mutluluğunu yaşıyordum. Benim gibi birisi daha vardı. Ne ile karşılaşacağımı bilememenin verdiği bir kaygı yaşıyordum fakat ilk karşılaşmanın ardından bu endişeler yerini bir gevşemeye ve rahatlamaya bıraktı." Necmi, yaş 22

"Yalnız değildim!En azından bir daha vardı!Beni anlayabilen biri! Yanımdaydı! Konuşuyorduk. Ağlamaya başlamıştım." Sedat,yaş 23

" İlk kez bir başka gey ile buluştuğumda müthiş rahatlamış hissettim kendimi. İnanamıyordum. Bir başka gey ile iletişim kurmuştum. Kendimi mutlu hissediyordum. Ama aynı zamanda da ürküyordum. Sonunda herhangi bir şey yapabileceğimi veya söyleyebileceğimi ama bunun üzerine düşünmeyeceğimi fark ettim." Ahmet, yaş 19

"Uzun zamandır birbirimiz biliyorduk aslında. Ama bir türlü konuşmamıştık bunu. Sonra bir gün bana "ben eşcinselim" dedi. Ne diyeceğimi bilemedim o an. Ağlamaya başladı. Ben de ağlamaya başladım. Nedenini bilmiyordum." Mustafa, yaş21

SEKS YAPACAK MIYIM?

Cinsel yönden sağlıklı bir kişi olmak, açılma sürecine bağlıdır. Şu an seks yapma fikri sizi ürkütüyor olabilir. Bu herkes için normaldir. Hiç kimse hazır olmadan seks yapmaya başlamamalıdır. Hazır oluncaya kadar, fantezi kurmayı ve mastürbasyon yapmayı tercih edebilirsiniz. Seks, birbiri ile ilgilenen iki yetişkin kişi arasında olmalıdır. Doğru anın ne zaman olduğuna ise ancak siz bilebilirsiniz. İster heteroseksüel olsun ister eşcinsel, herkes farklı şekilde seks yapar. Eşcinsel erkekler , mastürbasyon yapmak ( tek başına veya bir partnerle birlikte), oral seks, anal ilişki, öpüşme, coşkuyla kucaklama, masaj yapma ve güreşme gibi geniş bir yelpazede cinsel pratikler uygular. Unutmayın kiminle ne yapacağınıza karar verecek olan kişi sadece sizsiniz.

PEKİ YA AIDS?

Aktif bir cinsel yaşantısı olan herkes, AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda dikkatli olmalıdır. Eşcinsel olmanız sizi AIDS yapmaz, ancak kimi riskli davranışlarda bulunmanız AIDS'e yol açan virüse yakalanmanıza neden olur. AIDS tedavi edilemez ancak önlenebilir.

AIDS'E YAKALANMA RİSKİNİ AZALTMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Korunmasız anal ilişkiden uzak durun. Anal ilişki, AIDS'e neden virüsün en kolay bulaşma yollarından biridir. Bu yüzden her ilişkide muhakkak prezervatif kullanın.Prezervatifi, oral seks yaparken de kullanmalısınız. ( Eğer kadınlarla birlikte oluyorsanız vajinal seks sırasında da prezervatif kullanmanız gerekir)Kullanma tarihi geçmemiş ve hasar görmemiş lateks prezervatifler kullanın. Prezervatifi ısıdan ve nemden uzak bir yerde muhafaza edin. ( Cüzdanınınz prezervatifi saklamak için uygun bir değildir.) Her prezervatifi bir kez kullanın. Rezervuarlı prezervatif kullanmaya çalışın. Prezervatifin ucundaki baloncuğu parmaklarınızla sıkıştırarak, prezervatifi sertleşmiş penis üzerine yerleştirin ve sıvazlayarak penis üzerine geçirin. Prezervatifin ucundaki baloncukta hava kalmadığından emin olduktan sonra baloncuğu bırakın. İlişki sırasında muhakkak su bazlı kayganlaştırıcılar kullanın. Vazelin, el kremi, masaj yağı gibi maddeler kullanmayın. Bunlar kimyasal özelliklerinden dolayı prezervatifin zarar görmesine neden olabilir. Su bazlı kayganlaştırıcılar sadece eşcinsel ilişkiler için değildir. Aynı kayganlaştırıcı, vajina kuruluğu gibi durumlarda heteroseksüel çiftler tarafından da kullanılmaktadır. Aynı prezervatif gibi, su bazlı kayganlaştırıcı satın alırken de eşcinsel olduğunuzu açığa çıkmış olmazsınız.Boşalma sonrasında dışarıya meni sızmasını engellemek için, sertliğini kaybetmeden penisinizi çıkarın. Bu sırada prezervatifin kaymasını engellemek için, prezervatifi alttan elinizle tutun. Eğer yanınızda prezervatif yoksa öpüşme, şehvetle kucaklama, masaj yapma ve mastürbasyon yapma gibi penetrasyon içermeyen cinsel aktiviteleri tercih edebilirsiniz. ( Mastürbasyon sırasında deride çatlaklar olmamasına dikkat etmek gerekir)

KENDİNİZİ SEVMEYİ ÖĞRENİN

"Kendimi tam olarak tanımlamam zaman aldı tabii. "Kendimle tanıştım, savaştım,barıştım" diyorum şimdi soranlar. Kolay olmuyor tabii. Hele eşcinselliğin bu kadar yok sayıldığı bir toplumda." Serdar yaş 22

"Ailem bir yandan arkadaşlarım bir yandan... Ama içimden gelen sese kulak vermemezlik edemezdim. Hem insan ben eşcinsel değilim diyince değişmiyor hiçbir şey. Şimdi o günleri düşününce gülüyorum yalnızca. Eşcinselliğimi seviyorum." Bülent yaş 25

"Teyzem lezbiyendi ve ben gey olduğumu fark etmeden önce, teyzemden eşcinsel olmanın kötü bir şey olmadığını öğrenmiştim." Aykut yaş 19

"Gerçekleri kabul ettim. Bunun anlamı eşcinsel olduğumu inkar etmemek ve olmadığım biri gibi davranmamak" Ahmet yaş 19

Gey olduğunuzla yüzleşmek o kadar kolay olmayabilir. Sonuçta hepimiz eşcinsellerle ilgili yanlış bilgileri, korkunç fıkraları dinleyerek ve medyada karikatürize edilmiş eşcinsel tiplemelerini izleyerek büyüyoruz. Bunun dışında insanlar bilmedikleri ve anlamadıkları şeylerden korkma eğilimindedir. Bazı kişiler de lezbiyen ve eşcinsellerden nefret eder. Bir çok insan da lezbiyenlerle ve geylerle bir arada olmaktan rahatsızlık duyar.Tüm bütün bunlarla karşılaştıktan sonra hislerinizi değil etrafınızdakilerden, kendinizden bile saklamanıza şaşmamak gerekir.Normal olmadığınızı düşüyor olabilirsiniz. Bu arada diğer insanların sizin duygularınızı öğrenmesini engellemek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Diğer insanların ne düşüneceğini önemsediğiniz için etrafınızdaki diğer eşcinsellerden kaçıyor da olabilirsiniz.Güvende olma pahasına saklanılan gerçekler,kişiye sadece acı ve yalnızlık hissi verir. Kendi duygularınızı inkar etmenin faturası daha ağır olabilir. Bu hislerinizi bastırmak için uyuşturucu veya alkol kullanmış olabilirsiniz. İntihar etmeyi aklınızdan geçirmiş olabilirsiniz. Fakat bunlarla başa çıkmanın en etkili yolu bir yardım almaktır. Eşcinsel grupları ile bu konuda temasa geçebilirsiniz.

KİME SÖYLEMELİYİM?

"En yakın kız arkadaşıma tabii? Hepimizin birer tane yok mu?" Serdar yaş 22

"Yalnızca uzun zamandan beri tanıdığım ve hoşgörü sahibi olduğuna inandığım kişilere eşcinsel olduğumu söylüyorum. Bu kişilerin benim özel yanımı bilmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum" Birkan yaş 18

" Madem ki normalim neden nasıl hislerimi saklayayım? Fakat birisine açılmadan önce bu konuda rahat olduğunuzdan emin olmanız gerekir' Necmi yaş 22

"Ben sadece, beni reddetmeyeceğini bildiğim, kim olduğumu bilerek beni kabul edeceğine ve beni heteroseksüel olmaya zorlamayacağına inandığım kişilere söylüyorum. Etrafımdaki kişileri ilk önce test ediyorum ve ardından onlara söyleme riskini almaya değip değmediğine karar veriyorum." Can yaş 19

"İnsan iki kere düşünmeli. Hayati bir hata olabilir belki açılmak,umulmadık tepkilerle karşılaşabilir insan. Açılmak isteyen eşcinseller arkadaşlara söyleyecekleri insanı iyi seçmelerini öneririm." Suat yaş 20

Gey gençler yaşları ilerledikçe kendileri hakkında daha rahat olmayı öğreniyorlar. İçinizde, derinlerde bir yerdeki sesi dinlemeye ve gey olmanın gerçekte ne olduğunu öğrenmeye başladıkça siz de cinselliğinizle ilgili daha rahat olmaya başlayacaksınız. İşte bu sürece "dolaptan çıkma veya açılma" denir. Açılmanın ilk adımı kendinize gey olduğunuzu söylemenizdir. Bundan sonraki adımda, sizi anlayabilecek birine söyleme ihtiyacı hissedersiniz. Bu kişi bir arkadaş veya bir yetişkin olabilir. Daha sonra ise, gerek arkadaş olmak gerekse daha özel ilişkiler kurmak için diğer gey çocuklarla tanışma ihtiyacı doğar. Kimi gey çocuklar ailelerine de açılma başarısını gösterirler. Ailenize açılmaya veya açılmamaya, açılacaksanız bunun ne zaman olacağına karar verecek kişi yine sizsiniz. Bir çok kişi, buna aileler de dahildir, eşcinselleri anlamazlar ve bu kişilere açılmak zor olabilir. Bu yüzden başlangıçta kime açılıp açılmayacağınıza karar verirken dikkatli olun. Fakat önemli olan kendinize dürüst olmanızdır. Kişinin kendini inkar etmesi zarara yol açar. Buna rağmen kendini kabul etmesi ise yine kendisine kazandırır.

Bir çok çocuk açıldıktan sonra daha sakin, mutlu ve kendinden emin olduklarını ifade ediyorlar.

"İnsanlar ne derse desin, sen normalsin. Tanrı seni böyle yarattı. Eğer dine inanmıyorsan, doğdun ve bir hayatın var ve eşcinsel olman da hayatının bir parçası" Dinçer yaş 19

"İnandığın şey için diren ve nefret üreticilerinin tıraşlarına kulak asma. Kendinden emin ve onurlu ol" Can yaş 19

"Çok zor. Ama önemli olan zoru başarmak. Kendini tanımak ve sevmek gerek önce" Serdar yaş 22

* Bu broşür BAGLY (Boston Area Gay and Lesbian Youth) 'nin yardımıyla Kevin Craston ve Cooper Thompson tarafından yazılmış legato oluşumlar içerisindeki öğrenciler tarafından Türkçe'ye çevirilip,Türkiye şartlarına adapte edilmiştir.

9 Şubat 2008 Cumartesi

İngiltere, kilisenin ŞERİAT İSTEMESİNİN şokunda

Dünya çapında 77 milyonu temsil eden Anglikan Başpiskoposu Rowan Williams'ın Müslümanların şeriatı uygulaması kaçınılmaz, sosyal uzlaşma için gerekli' çıkışı İngiltere'yi karıştırdı.
Cambridge'da teoloji eğitimi alan Oxford'da 36 gibi çok genç bir yaşta profesör olan Gal kökenli 57 yaşındaki Rowan Williams, ülkenin önde gelen aydınlarından. 2002'de Başpiskopos seçilen Williams, Irak savaşına keskin biçimde karşı çıkması, Kaidecilerin 'ahlâki hedefleri olduğunu' söylemesi, klasik 'terörist' tanımına itirazları ve homoseksüelliğe liberal bakışıyla sık sık tartışma yaratmıştı. Williams, 2004'te Sünni İslam'ın ünlü eğitim kurumu El Ezher'de Şeyh Tantavi'nin konuğu olup ders vermişti.

kaynak

19 Ocak 2008 Cumartesi

Diyanet: "Transseksüeller türban takabilir"

Din İşleri Yüksek Kurul Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem, “Cinsiyet değiştirip erkekken kadın olmuşlar, İslam’a göre kadın hükmündedir ve İslam’da kadınların uyması gereken kurallara uymak zorundadırlar” dedi.

Yeprem, “Bülent Ersoy türban takmalı mı?” sorusuna, “İsim üzerinde durmuyorum. Genel kuralı söylüyorum” yanıtını verdi.

Yeprem’in değerlendirmeleri şöyle: TRANSSEKSÜEL KADIN HÜKMÜNDEDİR: Erkekler erkek gibi kadınlar da kadın gibi davranırlar. Erkekken kadın olmuş biri de, kadınların mükellefiyetleri neyse onu taşır. Kadınken erkek olmuşsa da erkek hükmündedir. Yaradılışta kadın ve erkek özelliği karışık olanlar var. Hangisi hakimse tıp dünyası onu o cinsiyete dönüştürebilir. Bu bir tıbbi müdahaledir.

Akşam

Eşcinseller ÖZEL İMAM istiyor!



DİNDAR EŞCİNSELLER SANILDIĞINDAN FAZLA

Travesti/transseksüel derneği olarak bilinen ve Anayasa Çalıştayı'na da katılan İnsanca Yaşamı Destekleme Derneği'nin başkanı Okşan Öztok'a göre, kendini "dindar" olarak tanımlayan, "ibadetlerini aksatmayan" eşcinsellerin sayısı sanıldığından fazla ve ekranlarda "muhafazakâr eşcinselim" diyen modacı Cemil İpekçi kadar da rahat hareket edemiyorlar: "Türkiye'deki eşcinseller genellikle İslam dinine mensup. Ama ibadetlerini camilerde rahatça yapamıyorlar. Bu yüzden, devletten ihtiyacımıza göre cami ve din adamı istedik."

Okşan Öztok, yıllar önce fuhuşa tövbe etmiş bir travesti. Geçimini emekli maaşıyla sağlıyor, zamanını ise başkanı olduğu İnsanca Yaşamı Destekleme Derneği'nde geçiriyor. Öte yandan, kendisini "hayli inançlı biri" şeklinde tanımlıyor ve Türkiye'de "inançlı" travesti ve eşcinsel sayısının fazla olduğunu savunuyor: "Bunalım ve sıkıntı yaşayan insanlar Rabb'ine sığınır.
Hayatın acılarını daha katmerli yaşayan bizim de, tek kurtarıcı kapı olarak maneviyata sığınmamızdan daha doğal bir şey yok. Zaten, sığınabileceğimiz sadece Rabb'imiz var. Sadece Ankara'da bile, benim bildiğim 200'den fazla travesti ve transseksüelin yüzde 90'ı dini vecibeleri önemsiyor. Oruca, fitreye, zekâta azami özen gösteriyor.

"İmama sorduk, 'fitne çıkarırsınız' dedi"
İslam'da, topluluklara veya cinsiyete göre cami ayrımı olmadığını hatırlattığımızdaysa, mecburen bu talepte bulunduklarını anlatıyor Öztok: "Bir travesti camiye gidip saf tuttuğunda sağındaki, solundaki insanlar kendi namazlarının anlamını kaybettiğini düşünmeyeceklerse, bizim açımızdan sorun yok. Derdimiz, cemaat de kendini rahat hissetsin. Çünkü ibadette huşu önemli. Sevaba gireceğiz derken başkalarını günaha sokmamızın anlamı yok.
Hacı Bayram Camisi'nin imamına gidip 'Buraya gelebilir miyiz' diye sorduk. 'Yahu fitne çıkarırsınız. Gelmemeniz, gelmenizden daha hayırlı' dedi. Erkek görünümündeki arkadaşlarımız tavırlarını gizleyerek camiye gidiyor ama kadın tavırlılar gitmiyor. İlla bir camiye gidip cemaati oradan kaçırmamız mı isteniyor? Cami olması da şart değil.
Mesela eşcinsellerin daha yoğunlaştığı Ankara Çankaya, İzmir Alsancak, İstanbul Beyoğlu, Antalya, Eskişehir, Bursa gibi yerlerde özel mescitler açılsa da yeter."
Yanlış anlaşılmayı engellemek için de bir parantez açıyor Okşan Öztürk ve "özel imamdan kastımız, bizim gibi olması değil" diyor, "sadece, bizi de insan olarak görebilecek bir imam.
Cenazelerimizi kaldırırken bile binlerce sorun yaşıyoruz. İmam 'Bunun namazını kıldırmam' diyor mesela." Peki ya gelebilecek tepkiler? Böyle bir talebin, devlet tarafında muhatap bulsa bile, büyük bir kesimce hoş karşılanmayacağı aşikâr. "Dans okulu istemiyoruz ki.
Kocatepe Camisi'nde, Hacı Bayram Camisi'nde ne yapılıyorsa, Rabb'ine ve nebisine inanan insanlar olarak biz de aynısını yapmak istiyoruz. Bizi, kurtuluşumuz için Allah'a dua etmekten de mahrum edecek değiller ya" diyor Öztok ve devam ediyor "ama bunu kendi başımıza yapacak gücümüz olmadığından, devletin önayak olmasını istiyoruz.

EL-EZHER'İN FETVASI UYGULANSIN
Eşcinseller, inançlarından çok uzak kalmışlar. Günah kavramını bile, polisiye bir suç zannediyorlar. Azıcık yol açtığındaysa, doğruyu buluyorlar. Belki bir mevlit okutacak, belki ebedi hayatını kurtaracak. En azından bunun önü açılmalı. Kendini kadın gibi hissediyor diye, kulluktan da çıkmıyor ya. Bağışlayan Allah tövbeleri kabul eder.

Mısır El Ezher Üniversitesi, travestilerin, İslam'da kadının tabi olduğu hükümlere ve yükümlülüklere mi, yoksa erkeğin tabi olduklarına mı uyacaklarına dair 70'lerde yayınladığı bir fetvada, sağlık heyetinin verdiği 'kadın' veya 'erkek' raporunun esas alınmasını önermişti."

Aktüel

18 Ocak 2008 Cuma

Bir Telefon Görüşmesi


Soru : - sorum toplumun "yumuşak, nazik" diyerek sosyal hayatta dışladığı ama öte yandan istismar ettiği kesim hakkında olacak. böyle bir arkadaşım islamın kendisini lanetlediğini bu sebeple hristiyanlığı seçtiğini söyledi. ben kendisi ile görüştüğümde islami bilgisinin dinin temel değerlerini bile idrak etmeye yeterli olmayacak düzeyde olduğunu gördüm. o zaten hiç islam olmamıştı ve hristiyanlığa geçmişti. bu kesim hakkında islam ne der?

Cevap: - evet böyle bir kesim var. islamdan onları soğutmak çok yanlıştır. maalesef bugün islam toplumu cahildir. onları itmemek lazım. doğru islamı gösterebilmek lazım. bu özelliğe eksiklik olarak baksak bile bu durumun Allahtan kendilerine doğumlarında verildiği ortadadır. doğuştan ayaksız birine "hey topal" denmediği gibi onlara da kötü muamele, edeni mesul eder. kaldı ki, eksiklik de değildir. bu hal Allah tarafından verilmiştir. yine rızası dairesinde kullanılmalıdır.

S: - bu konuda çok ters uygulamalar var. daha başlığı geçer geçmez, lut kavmi ile örneklendiriliyor. bu da bu kesimi islamdan uzaklaştırıyor.

C: - bu konuya hiç girmeyelim.
S:- bir hocanın iki eşcinsele nikah kıydığını duymuştum. o zaman hoca : "bu nikah olur. eğer Allah razı olur ve kabul olur ise zaten mesele yok. eğer sadece dünya için olursa hiç olmazsa birbirinize sahip çıkar muhafaza edersiniz." demiş. onların kendi aralarında nikahlanmaları nasıl olur?

C: - evet olur. nikahlanabilirler. yalnız nikahta en önemlisi denkliktir. denklik vasıfları tutuyorsa nikahlanabilirler.

S: - denk olmaları nasıl olur?

C: - adı aynı olsa da hepsi aynı değildir. birbirlerinden farklıdırlar. bu farklılıkları dikkate alınmalıdır. tarafların durumları ruhlarına, karakterlerine kadına ve erkeğe yakınlıklarına göre değerlendirilir. nikahta birbirlerini tamamlamaları gerekir. bu konuda islami çok eser bu meseleyi tarif etmiştir. detayları buraya sığmayacak kadar geniştir.

S: - Ülkemizde eşcinsellik islama uzak duruyor. eşcinselliğin kabul edilmediği Hristiyanlıkda ise kabul edildiği söyleniyor, beraberliğe evliliğe, miras hukukuna yer veriyor. halbuki Hristiyanlığın temel prensipleri buna uymuyor. hatta sırf islam topraklarında yer edinebilmek için bir zaman sadece afrika kıtasında özellikle nijerya'da vatikan, hristiyanların çok eşliliğine müsaade etmişti. bunun buradaki durumuna karşı ne yapmalıyız?

C: - evet maalesef benzerlerini biz de duyuyoruz. islamı elbette öğrenmeleri ve yaşamaları gerekir, onlara anlatmak ve yardımcı olmak lazım...

S: - bu halde ümitsizlik yerine daha çok sahip çıkmalı ve öğrenip paylaşmalıyız. teşekkürler hocam...

sorular telefondan Diyanet İşleri Fetva kurulu emekli Fetva kurulu üyesi ve halen danışmanlık görevi sürdüren pek değerli bir hocamıza sorulmuştur.