ticaret hayatı zorludur. kıymetini bildiği bir malı satmak, kalpten parça koparmak gibidir, o sebeple satan duygusaldır. mal almak emeğinin karşılığını heba etmek gibidir, o sebeple alan da duygusaldır. işte ticaret bu iki uçtaki duygunun dokunduğu yerde ortaya çıkar. bu emniyet ve asayiştir. eğer karşılıklı güven oluşmuş ise ticaret doğar.
toplumsal hayat zorludur. içinizden gelenleri çevreye ifade edebilmek cesaret ister, halbuki çevre duyarsızdır. sosyal çevrenin öngörü ve tavsiyelerini tutmak cesaret ister, halbuki cesaret bir tarafa benliğin heyecanı ayaktadır. işte toplumla alışveriş, kişinin çevresi ile iletişimi bu iki ucun dokunduğu yerde ortaya çıkar. bu karşılıklı güvendir.
baştan riskli de gelse anlaşma ve uzlaşı olduğu anda taraflar kazanırlar. günümüzün herşeye muhtaç ama hiç bir ihtiyacını tek başına tam karşılayamayan insanı için kabul etmesi gereken en önemli karar budur. birbirine güvenmeyi öğrenmek...
değil mi ki, bu ülkede bu okullarda yetişmiş, bu ülkenin çorbasını içmiş... o zaman kalemi eline aldığında dirayetini, kılıcı eline aldığında şecaatini, kahramanlığını iftiharla gösterir. arada çıkan isitisnalar yurdumu durdurmaya yetmez.
toplumsal katmanların isimlendirilmesi yardımlaşmanın paydasını belirlemek içindir. kimlikler ortak paydayı ilan etmek içindir. yine bu toprağın çocuğu olan diğerleri ile bir araya gelmek içindir.
hukukta bu kimliklerin renkler olduğuna ve özün insan olmakla birbirine denk olduğuna göre hükmedilir. Hz. Ali ile bir yahudinin, Fatih ile bir hristiyanın hukuk karşısında denk tutulmaları tarihin parlak sayfası olmuştur.
dini, milli yada cinsel tüm kimlikler ve davranışlar vatan denilen büyük ailenin bireylerini gruplandırır. ama bu gruplandırmalar kişiye değer katmaz. o kişiye değer katan, kendi sorumluluklarının ötesinde toplumu bir adım öteye götürme gayretidir. "kimin milleti himmeti ise o tek başına millettir."
kişisel değeri artırmak için ilk adım eldeki sermayeyi kavramaktır. Hz. Peygamberin tarif ettiği gibi "...., dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re'sü'l-malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır". istidatlarımızın, yeteneklerimizin nemalanması, ortaya çıkıp, boy atması ve gelişmesi kendini tefekkür etmekle mümkün olur. kendi öz varlığını inceden inceye tetkik edip, son nefese kadar verilen bu güzel emanetleri keşfedip gün ışığına çıkarmak ve onları ebedi saadeti bize ve canımızdan çok sevdiklerimize kazandırmak en temel hedefimizdir. zaten yaşama zevkimizi bu gayretten alırız. gözlemlerimiz bize zevk verir.
bu sermayenin saadet-i ebediye yollarını temin etmek için kullanılması ise daha yüksek ve ulvi bir üslup gerektirir. bu üslubu ders veren 124 000 peygamber tüm insanlık önünde rehber olmuşlardır.
onların hak olduğunu ilan eden kitapları, Allah kelamı olduğunu bizzat kendileri gösterir. gözü olan ihtimalsiz o tılsımı keşfeder, kulağı olan herşeyden farklı olduğunu ilan eder, aklı olan inceliklerine nüfuz eder ve devamını ister. tüm kainat, gözümüz önünde hatasız çalışan muhteşem bir eser olarak kendi hakimini sanatkarını tüm özellikleri ile bize tarif eder.
işte vicdan, peygamberler, kitaplar ve kainat hepsi birlikte tüm güçleri ile bir olur ve bu bir olan manayı gösterirler.
bu manaya karşı nefsin inadından vazgeçip teslim olmak büyük bir adımdır. teslim olanın Allaha tevekkül etmesi, tüm gözlemlerinde gördüğü ince bağlantılarda Allaha itimad etmesi daha büyük bir adımdır. herşeyi yapabilir yaratabilir ve sürekli sizden haberdar Allahın hikmetine itimad edebilmek dünyayı cennete çevirir. çünkü en büyük bir musibet karşısında " اِنَّا لِلّهِ وَاِنَّآ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ " deyip tam bir itminan ile şefkatli Rabbine itimat eder.
kıymetinin farkında olan bir insan diğer insanların endişeleri ve kimlikleri ile uğraşmaz. onları şu an göründükleri gibi kabul edip onlara da kıymetlerini farketmeleri için pozitif katkıda bulunur. zaten her insanın hayat algısı zaman ve zeminle değişir. önemli olan olumlu bir şekilde ve kendi sermayesini inkar etmeden, ziyan etmeden katkıda bulunmaktır. "doğru budur" inadından vazgeçip, itişen insanları arkada bırakıp, bir itilmişe teselli vermenin onurunu onlar taşır.
gözlerinde ne zenci ne çingene ne eşcinsel ne de kısır bir kadın olmanın hiç bir negatif değeri olmaz. hepsi de onun için birinci sınıf vatandaştır. çünkü o gözler en uzak hedefe kitlenmiş dosdoğru yürümektedir.
kimbilir belki bu uzun yazılar kendi ecdadının ruhunu arayan yitik bir topluma küçük bir ışık olur.





