25 Mayıs 2009 Pazartesi

Tevbe


Eşcinselliğin aktüel gündemde olması sebebi ile biraz ara vermiştim. bahsettiğimiz konunun moda olmadığını, rant yada traj malzemesi olmadığını göstermek ve temel insan hak ve özgürlüğü olduğunu ifade edebilmek için bunu gerekli görmüştüm.

Eşcinsel olmak kulluk bilincinde muafiyeti artıran değil sorumlulukları artıran bir unsurdur. insan kendine verilen her farklı nimeti hissedip şuur ettikçe yapması gereken, o hediyeye karşı teşekkür tavrını almaktır. o özel hediyenin kıymetini belirleyen sadece size verilmesi değil, sizin hayatınızda nerede olduğudur. hava ve su gibi zaten öteden beri hayatımızda olagelmiş nimetlere daha dikkatli bakmak gerekiyor. yada bazı nimetler de kalpte gömülü, açılmayı beklemektedir. ortaya çıkmaları yetmez, geliştirilmeleri gerekir. Kur'anın ışığında, iman toprağında, islam suyu ile en güzel ve olgun durumlarına kavuşurlar. eşcinsel bir kimliğin elbette hemen farkedilen veya detaylı bir inceleme ile farkedilen kendine has pek çok özelliği vardır. her özellik ayrı bir teşekkürü gerektirir. böylece bu kimlik yerinilen bir yara değil iftihar edilecek bir durum haline gelir.

Kulluk bilincinin bir başka açılımı da itaati gerektirir. kul yada köle, bugün artık bizim anladığımız bir hayat örneği olmaktan çıkmıştır. yalnız bir meslek var ki hala tevhidi ondan ders alabiliyoruz. asker olmak tam bir tabi olmayı gerektirir. emredileni yapmak ve emredilmeden yapmamak öyle bir seviyeye gelir ki, emredilmeden en adi ve normal bir hareketi dahi yapamaz, kolunu dahi kaldıramaz. yapıyor göründüğü her tavır için de özür diler bir tavırda bulunur. çünkü komutanı dilerse onu mesul edebileceğinin bilincindedir. askerin tanımını askerlik kitapları ayın sin kef ra dan oluşur diye tarif ederler. ayın: ulviyeti kalbiye(ki aynı maksada kalbi çarparak, tüm arkadaşları ile birlikte aynı heyecanı hissedebileceği yer asker ocağıdır) sin: selameti fikriye (ki düşüncesini berraklaştırıp odaklanır) kef: kerameti tabiye (ki yaradılışının inceliklerine vakıftır) ra: riyazat-ı bedeniye (ki bedeni ihtiyaçlarından arınabilir) bu tarif ilk sayfada yazsa da artık okunmayan bir askerlik yaptığımızdan ondan da tam yararlanamıyoruz. hele bu açıdan muvazzaf subayların hiç anlamadıkları meseleler hakkında bile emredildiğinde "emredersin!" demeleri, çok daha ilginç bir durumdur. tıpkı Allaha muvazzaf subay olan hava zerrelerinin tanımadıkları sesleri mükemmel iletmeleri, bu arada solunumda görev almaları gibi bin işi aynı anda yapmaları; muvazzaf subay olan toprak zerrelerinin programlarını hiç bilmedikleri bütün bitki çeşitlerine saksılık yapmaları gibi. bu tavır ve işleyiş kul manasını bize yaklaştırıyor ve çevremizi sarıyor.

Bu güzel atmosferde bilinçle tefekkür ettikten sonra güncel yaşamın toz duman kargaşasına dönünce yine şuursuz kul olmakla karşılaşıyoruz. sorduğumuzda tefekkür eden değil kendi hayatını kendi kazanan hatta yaratan hatta adeta Allaha rağmen(!) hayatta kalan insan manzaralarını izliyoruz. (evet bence de burada estağfrullah deyip affedilmeyi istemek lazım) Meleklere öyle fotoğraflar sunuyoruz ki, mahşerde hiç kimse iddia edemez ki, o karedeki imanlı bir kişidir! bu rezalete karşı alınabilcek tek ve yegane önlem henüz hayattayken bağışlanmayı dileyebilmektir. hatalarımızdan bağışlanmayı dilemektir. hatta hatasız olduğumuz işlerde onun Allah rızasına uygun olmadığı endişesine karşı bağışlanmayı dilemektir. bu ince sırrı çözen, uğruna Dünya ve Ukba yaratılan Peygamberimin (a.s.m), her gün çokca tevbe istiğfarının sırrını anlar.

Sonra yine dünyanın toz duman ve kargaşasında manşetler görünmeye başlar. eşcinsellik hakkında taraflar sonuna kadar çiçekler ve bombalarını sallarlar. sorduğumuzda tefekkür eden değil kendi kimliğinden gayet emin ve o kimliğin gereğini yapan insanları görürüz. adam heteroseksüeldir evlidir. öyle ya evlilik onun elindedir. çocuk yapmıştır. menemen yapar gibi biraz ondan biraz bundan... kendi hayatından emindir ve kendine ait olmayan hayatları tenkit etmektedir. kadın hem annedir çocuk doğurur, hem eştir evi idare eder, kendi kudret ve yeteneği ile yoktan aile yapar. farkettiği ve geliştirdiği yeteneklerini kullanarak Allaha rağmen(!) yaşamayı başarır... kendisi hayatından emindir, eşcinsellik hakkında ahkam kesebilir. bir de arada ezik eşcinsellerin hak hürriyet sesleri duyulur, kendilerine verilmeyen itibarın intikamını hayatlarını gecelik ilişkilere boğarak alırlar. travestiler de bedenleri kendi malları olduğu için elbette diledikleri tasarrufu yaparlar. transseksüeller zaten kalkanları ellerinde amazonlar gibi mahir olmuşlardır. herkes hasmına en sarsıcı darbesiyle atak yapmaktadır. sonra da melekler tüm bu rezaletin fotoğrafını çekerler. burada eksik olan en temel nokta hayatın manasının unutulmasıdır. hayat yerde bulunmuş değildir. tesadüfen alınmış değildir. eksik olan olan dünyanın imtihan meydanı olduğunun unutulmasıdır. başı boş bırakılıp da imar edilsin diye bizim zaptettiğimiz bir yer değildir. eksik olan bu dünyadaki bu hayatın her bir fiilinin tevbe ve istiğfar olmadan (ki normal kabul ettiklerimiz de dahil) ahirette bizi mes'ul edeceğidir.

Allahın kabul etmediği uzun bir evililik hayatının ahirette durumu nedir? Allahın razı olmadığı uzun bir ticaret hayatının ahiretteki karı nedir? bunu muhasebe edip, dünyadayken tevbe eden ve özür dileyen affa uğrar.

Hak talep edilirken doğru edilse bile o talebin kalpteki makamı ve yeri tümüyle neticeyi etkiler. bu sebeple geleneksel düşüncemiz ve hayat algımızı kontrol etmemiz gerekmektedir. bizler henüz dünyada hayattayken...

Hidayet ve tevfik Allahtan...

12 Mayıs 2009 Salı

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'ndan...

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, 12-15 Mayıs tarihleri arasında, İstanbul Ceylan İnter Continental Otel’de yapılacak “Dinî bilginin kaynakları, üretimi ve yenileme yöntemleri” konulu toplantı öncesi açıklamada bulundu:


"Avrasya coğrafyası büyük bir tarihi mirası omuzlarında taşıyor. Yarına umutla bakan, özgüveni olan insan unsuruna sahip. Bizim için ayrı bir umut ve heyecan kaynağı..."

Bardakoğlu, yarın yapılacak İslam Şurası'na 42 üye ülkeden 80'e yakın dini liderin katılacağını hatırlatarak şunları söyledi:

"Bu sizin için de bizim için de büyük bir buluşma. Lütfen bu dini liderleri yalnız bırakmayın. Yakalayın konuşun konuşturun ve o ülkelerin birikimini sorunlarını onlardan dinleyin. Emin olun 70-80 önemli misafirin her birini dinlediğinizde zihninizde çok güzel bir Avrasya kültürü, birikimi umutları ve heyecanı oluşacaktır. Bu heyecanı umutları taşımassak şura sahipliğini bu kadar zevkle yapmayız. Bu şura ilk olarak 1995 yılında toplanmaya başladı. Farlı ülkelerde de toplandık ancak misafirlerimizİstanbul'da toplanmak istediklerini ısrarla belirtince son 3 toplantıyı da burada organize ettik. Bu şuranın amacı birbirimiz anlamak ve dinlemektir. Ortak aklı, ortak çözüm yolları aramaktır. Kimsenin iç işlerine, dini idaresine, din hizmetlerine müdahale etmesi, yön vermesi, şekil vermesi gibi bir düşünce asla söz konusu değil. 42 ülkenin dini lideri burada eşit dini idare mensupları olarak toplantıya katılacaktır. Hiçbirimizin diğerine ağabeylik yapmasına ihtiyaç da yoktur. Hepimizin ağabeyi bilgidir,ortak akıldır, ortak bağlarımızdır bizi bir araya getiren odur."


Şura'da bu yıl konuşacak konuların başında Dini bilginin kaynakları, üretilmesi, yenilenmesi ve paylaşılması olduğunu ifade eden Bardakoğlu, "Bizim özgüven kazanmamız, bu coğrafyanın tarihi kültürel bilgi zenginliğini fark etmemiz, hem bize özgüven kazandıracak hem de dış telkinlere, yönlendirmeler karşı daha direnç katacaktır. Bu durum tespiti yeterli değildir. Biz bunu bir adım ileri götürmek yeni bilgilere ulaşmak, üretmek ve biliyi yenilemek zorundayız. Bizde İhya ve tecdit vardır. Her şey bozuk, her şeyi yeniden inşa yoktur. Mevcudu sürekli yenileyerek, eksiklerini gidererek ileri gitme vardır. Sahip olduğumuz hazinenin farkına varıp, bu hazineden hareketle yeni çağa uygun yeni dini bilgiler üretmek, yeni metotları kullanıp yeni ufuklara koşmak zorundayız. Bunu yaparken bir rastgelelikten kurtulmalıyız. Dini bilginin rastgeleliği bizi birbirimize düşürür, din üzerinde yanlış planlı program toplumu rahatsız eder. Dini bilginin yönetilmesini, bilimin metodolojinin ışığında dini bilginin sağlıklı birşekilde üretilmesini kastediyoruz. Bu niçin önemli çünkü din biliminde metodolojiyi üreten bu coğrafyanın insanlarıdır. Kuran-ı hadiseleri anlamada hatta diğer dini bilimleri anlamada metodolojiyi bulan, geliştiren ve bir metot üzerine bunların olması gerektiğini dünyaya ispatlayan hep bu coğrafyanın insanları olmuştur" şeklinde konuştu.

Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bardakoğlu, "Toplantının konusu belirlenirken özellikle Avrasya çoğrafyasında İslam bilincinin azaldığı konusunda bir tehdit mi sezildi" şeklindeki soruya, "Aslında dini bilgi, dinden uzaklaşmayı önleyen değil, din üzerinde düzgün düşünmeyi konuşmayı sağlayan bir alandır. Burada İslam'dan uzaklaşmayı önlemeden ziyade bu coğrafyadaki din üzerine din adına dinle ilgili konuşmaların bir metodunun zenginliğinin derli topluluğunun olması gerekiyor. Bilginin olmadığı yerde o boşluk duygu ile ve farklı amaçlarla çok kolay dolabilir. Bu gün Orta Asya'da çok kadim eski dini bilgisi okulları, medreseler var. Yeni açılmış okullar var. Din adına bu ülkelere verilen bilgilerin tartışılması lazım. Bilginin sakıncalısı ve yararlı şekilde ön yargı ve ayrım yapmaksızın öncelikle din adına ne biliyoruz, ne kadar sağlıklı biliyoruz bunları konuşmamız lazım. Ülkemizi ve birikimini önemsiyoruz. Biz sadece bu gün değil dün de dini bilgiyi önemsedik." şeklinde yanıt verdi.


İslam dini sadece bu tür acılardan sonra birbirimize sabır, merhamet, metanet, başsağlığı dilemek için olmamalıdır. Din sadece cenaze namazını kıldırmak, acıyı paylaşma ve dua etmek olmamalıdır. Din biraz da bu tür acıların yaşanmasını önlemelidir. Toplumda bir merhamet eğitimine ihtiyaç var. Merhametin kaynağı yüce rabbimizdir. Bir yerlerde demek ki yanlış yapıyoruz. Hem imam kardeşimizin, hem de Mardin’de katliamda şehit olan kişilerin geride bıraktığı yetimlere ve insanlara sahip çıkmamız gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı olarak da biz üzerimize düşenleri yapmayı amaçlıyoruz. Merhameti, karışlıklı sevgiyi, saygıyı, toplumda yaygınlaştırmamız gerekiyor. Kalplerimizin biraz yumuşaması, katılaşmış, taşlaşmış kalplerimizin yumuşaması gerekiyor. Bu feodal yapı, töre ile açıklanamaz. Benzer katliamı batıda hali vakti yerinde insanlardan da çıkıyor. Demek ki sorun iç dünyamızda, iç dünyamızı imar etmeden sözlerin ve binaların önemi kalmıyor. Dinin bir merhamet dini olduğunu anlatan insanlara ihtiyaç var.”

---------------------------------------------------

İslam dininin hükümlerini bu kadar metodolojik değerlendirebilen ve akademik kariyeri ile birlikte manevi makamını yürüten sayın diyanet işleri başkanının yukarıdaki ifadelerine bu vatanın eşcinsel vatandaşlarının ihtiyacı büyüktür. ifadelerindeki net tavır, bireysel hürriyet arayışı ve islama dost olmak konusunda çok güzel teselliler ve yürenklendiren bir şevk veriyor. Dileğim bu tavrı eşcinsellik kimliği ile ilgili şurada da sürdürsün...

7 Mayıs 2009 Perşembe

İçtihad'ın Kıyısında


Eşcinsellik toplumun her katmanında tartışılıyor. herkes bir şekilde hakkında hükmetmek istiyor. özellikle din ile yanyana anılmak yeni sanılıyor. bu durum cinsel kimliği dini kimlikler ile beraber anmaya alışık olmayan toplumumuzda insanları endişeye sevkediyor.

Peygamberimizin hadislerini bu güne dek araştırmayanlar cephane elde edip olası bir özgürlük hareketine karşı depoluyor. kimisi de hayatın algısında ancak şevk verici gördüğü hadislerden kılıç imal etmeye çalışıyor.

Tesettürlü ve dindar hanımların erkek eşcinselliğine ters bakıyor olmaları bana daha değişik geliyor. çünkü daha 50 yıl öncesine kadar din adı altında töre ile sokağa tek başına çıkamayan bir kesimin özgürlük konusunda bu cimriliği şaşırtıyor. "Hadisler değişmedi, değişen toplum ve kadınların emniyeti anlayışıdır. o zaman tedbir öyleydi, şimdi böyle... takvayı medheden ve şuursuz hevesle yapılan hareketten meneden o hadisler bize yine ders veriyor" demeye dilimiz varmıyor. tembel toplum olarak okumadan, hemen hazır cevabı alıp, probleme monte etmek gibi ucuz bir işe müptelayız. tam cevap olacak bir hadisi bulup, karşıyı susturmak bize pek keyif verir. lakin bedeli zaman içinde tekrar bize geri dönüyor. Hadislerin çizdiği toplum yapısını hadislerin ideali zanneden, gördüğünü gerçek algılayan, sığ hükmedenler ile gerilimler oluşuyor.

Dindar iş sahibi erkeklerin, erkek eşcinselliğine ters bakmaları ise çok daha ilginç bir durum. çünkü daha 50 yıl öncesine kadar faiz adı altında bankaya bile yaklaşamayan bir kesimin özgürlük konusunda bu cimriliği yine beni şaşırtıyor. "Hadisler değişmedi, değişen, toplumun ekonomi anlayışıdır. o zaman tedbir öyleydi... oysa şimdi finans kurumları gayet geniş bir yelpaze ile, her türlü takva anlayışına uygun seçenekleri ile, ekonomi içinde parayı kullanmaya mü'minler için kapılar açıyorlar." demeye yeni yeni başladık. Faizden yine kaçınıp, parayı alım satımla değerlendirmekte bir yol açana kadar, islam ve banka kelimlerini yanyana koymak hep eğreti gelmişti. oysa şimdilerde milli finans içinde gayet mahir hareketlerini izliyoruz.

bu ve benzeri çoğaltılabilecek onlarca örnek gösteriyor ki, bizim hayat algımız fazlası ile tekil. "evet, insan bizatihi nefsini sever" cümlesi bir ibret ve muhasebe dersi olmaktan çok, adeta "haydi nefsimizi sevelim, elbette sevmeli" haline gelmeye başlıyor. kendi tekil dünya alanımıza giren meselelere hemen hadislerden gerekli cevabı bulup, hoyratça dünya defterini atıp, bize haz veren tefekkür sayfasına geçmek, dünya anlayışımız ve tavrımız haline geliyordu.... geliyordu ki.... eşcinsellik meslesi çıktı. tarihdeki livataya benzemeyen, hiç de şımarık olmayan, toplumun her kesiminde varolan, başarılı, çevresi ile alakalı bu vasıf birden islam ailesinin kendi evladı olarak şimdi ona gözlerini dikmiş bakıyor.

çocuğunuza ya "evden defol senin gibi evladım yok" diyeceksiniz, ki bunu millet olarak yapıp komple 8 milyon insanı belirleyip sınır dışı edeceksiniz. böylece onlar da kendi dinlerince lanetlendiklerine inanıp, ülkeyi terk-i diyar edecekler. gerekli Hadisler hemen çıkartılabilir... lakin kendilerine zaten öteden beri içeriden ve dışarıdan bunu söyleyen, islamın zarar görmesi ile keyif alanlara prim vermiş olacaksınız.

yada çocuğunuza "Allah belanı versin, sana harçlık marçlık yok. sen kudurdun iyice. tüm bunlar sana fazla yüz verdiğimiz için. defol git odana" deyip ötekileştireceksiniz. her türlü hareketini baskılayacaksınız. bu çok bize has bir hareket. konu komşu ile konuşurken yana yakıla "bu çocuk bana eziyet ediyor" deyip sızlanmak, evin içinde etini bükmek fekalade turkish! tüm eşcinsellere bunu yapmak demek onları zorla, varoldukları kimlik haricinde bir tavra uydurmak demek. onlar evlenirler, çocuk yaparlar, maça giderler, çalışırlar, ana baba ziyaretleri ve torun torba muhabbetleri vardır. tüm çevre bunu izler... Bunun için de gerekli Hadisleri hemen çıkartabilirsiniz... lakin çevrenin bilmediği bir gizli hayatı eşcinseller bilir. internet, parklar,
hamamlar ve gece yarısı periyodik kaçamaklar ile eşcinsellik şahlanarak devam eder. arada çıkan skandallara gerekli kurbanlar verilip, hayat tüm hızı ile, yalanlar tüm renkliliği ile devam eder gider. bu durumda haşir meydanında şüphesiz en renkli millet biz olacağız. çünkü orada "ele güne karşı" gösterilmeyen herşey tüm detayları ile boy boy sergilenir.

son çözüm ise çocuğunuzu karşınıza alıp "sevdiğinizi" söylemektir. Hz. Paygamberimin, kızı Hz. Fatıma validemi sevdiği gibi, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizi sevdiği gibi, önkoşulsuz ve yargısız sevdiğinizi söylemektir. doğru çocuk sevgisi hakkında hadislerin sayısı, yukarıdaki örneklere delil olacak hadis sayısından çok daha fazla olduğu halde, bazen denizi değil üstündeki detayı görmek gibi muvazeneyi kaçırıyoruz. şefkat zaten karşılıksız sevebilmektir. bu sımsıcak duyguya sahip bir çocuk zaten elden ne gelirse o kadar ailesini üzmekten kaçınır. hele ona güvendiğinizi ve bir birey olarak kıymet verdiğinizi hissettirseniz. o soyadını artık yıldızlara yazdırmak için bir kuvvet ve gayreti de ona vermiş olursunuz. eğer bu muvazeneyi incelerseniz, başka memleketlerinde eşcinseller sayesinde nasıl rekorlar kırıldığını, biz de ise "dua et geçer" denip nasıl intihara yönlendirildiklerini anlarsınız.

Eşcinseller, bu vatanın evlatlarıdır. bir evlada sahip çıkmak, onu göz hapsine koymak yada saksıdaki çiçek gibi bakmak değildir. Eşcinseller dindardırlar. çünkü dine olan ihtiyaçları ortalamadan çok fazladır. yalnız ve hassas bir ruhun bu dünya fırtınasında en temel ihtiyacı tevhiddir. Eşcinseller pamuk gibi yumuşak yada çelik gibi sert olabilir. ötekileştirerek niye hedefe kendimizi koyuyoruz? Eşcinseller ailenin en sağlıklı sigortasıdır. aile kurup çocuk sahibi olmak heyecanı duyan bireylere özgürce "eşcinselim" demelidirler. Böylece o aile kurma niyeti olan insanlar, eşcinsellerden geçip, kendi kimliklerine uygun doğru seçime ulaşmaları gerekir. böyle bir gerçekliği reddedip, aile yapısının altını oyacak bir duruma eşcinselleri niye getiriyoruz? Eşcinseller tek eşliliğe daha uygundurlar. çünkü biyolojik olarak tam denktirler. birbirleri ile her konuda tam örtüşürler. sağlıklı ve mutlu eşcinsel birliktelikleri aile bağı ile bağlamak yerine, onların sevemiyeceklerini, hele erkeğin sürekli gezinip yeni eşler bulası gerektiğini savunup, eşcinselleri niçin fütursuz ve ahlaksız bir hayata ittiriyoruz? unutulmamalıdır ki, eşcinselin ahlaksızlığında en büyük pay mensup olduğu milletin ahlaksızlığıdır. sadece kendini yakmaz...

Ayet ve Hadisler bize baskı altına alınmış riyakarları yetiştirmeyi öğretmiyor. ayakları yere basan, kainata Allah namına bakan, meraklı gözlerle tefekkür eden mü'minleri yetiştirmeyi öğretiyor....

30 Nisan 2009 Perşembe

Eşcinsel annelerine önemli TAVSİYELER


Dr. Nesrin Yetkin, çocuğunun eşcinsel olduğunu öğrenen ailelere şu önerilerde bulunuyor:
• Cinsel yönelim kişinin kendisinin de ailesinin de seçebileceği ya da değiştirebileceği bir durum değil. Suçluluk, pişmanlık gibi duygulara kapılmamalı, bunu çocuklarına yansıtmamalılar.
• Profesyonel yardım alabilirler.
• Dünyanın sonu gelmiş, çocukları korkunç bir suç işlemiş ya da yüz kızartıcı bir durum varmış gibi davranmamalılar.
• Kendini suçlu hisseden çocuğa dünyada tek eşcinselin kendisi olmadığı söylenmeli.
• Cinsel yönelimi ne olursa olsun, çocuklara sevgi gösterilmeli ve destek olunmalı.
• Çocuğun toplumla ilişki kurmasına çalışılmalı.
• Kişi ailesi tarafından evlendirilmeye ya da ilişkiye zorlanmamalı.
Ergenlikte fark ediliyor
Kişilerin, eşcinsel olduklarını genel olarak ergenlik döneminde fark ettiklerini kaydeden Yetkin, bazı eşcinsellerin, toplumdaki `homofobi` nedeniyle yönelimlerini bir süre reddettiklerini, kendilerini karşı cinse ilgi duymaya zorladıklarını anlatıyor.
Dr. Nesrin Yetkin, bir heteroseksüelin bir eşcinselle arkadaşlık etmesinin, ruh sağlığını etkilemeyeceğini belirterek şunları söylüyor: `Cinsel yönelim asla görme veya örnek alma ile oluşmaz, değiştirilemez. Cinsel yönelim aile içinden örnek alma ile oluşsaydı, kimse eşcinsel olamazdı.`
`Kendinizi gizlemeyin`
Toplumda pek çok kişinin, hatta eşcinsellerin bile eşcinselleri dışladığını belirten Dr. Yetkin şöyle konuşuyor: `Toplumda azınlıkta kalan daima dışlanır. Önyargılar da bunu etkiler. Sosyal konumları iyi olan eşcinsellerin kendilerini gizlemekten vazgeçmeleri olumlu olacaktır. Ön yargıların değiştirilmesinde medyanın tartışılmaz rolü var. Bu konu medyada ne kadar konuşulur, tartışılırsa yanlış bilgilerin düzelmesi de o kadar kolaylaşır`

29 Nisan 2009 Çarşamba

Aşk Mevsimi

Baharın en güzel esintileri kuşların cıvıldaşmalarına karışıyor. yeni bir neşe bizleri ağır kıştan uyandırıyor. herşey güzel ve pırıl pırıl görünüyor. tüm bahar en güzel hali ile gözümüzün önünde uzanıyor. bu neşe ve sevginin inkar edilemez güzel manzarası insan kalbine de yeni duyguları taşıyor. aslında hep varolan fakat mevsiminde parlayan bu duygular tüm insanları içine alıyor. evet aşk, mevsiminde bizleri de sarıyor.

muhabbet bu kainatın en güçlü duygusu olarak herşeyi kuşatmış. türkçeye çevrince sevgi desek de aslında pek çok katmandan oluşuyor. meyl yani bir şeye meyletmek, dönmek ve ona olan çekimi hissetmek bir iştah olarak ilk adım... çokca meyletmek sevgiyi, çokca sevmek ise aşkı tarif ediyor. aşkda sevgi karşılıklıdır ve aşk karşılık bekler. muhabbet ise burada durmayıp devam ediyor. çokca sevgi ise şefkattir. artık taraflar birbirlerini kıyas etmeden tüm muhabbetlerini verirler. tıpkı anne şefkatinde olduğu gibi, yeri geldiğinde hayatını uğrunda harcamaktan çekinmez. meyl, sevgi, aşk ve şefkatin tüm dereceleri az yada çok, hepsi değerlidir. bu değerinden ötürü, sentetik olanı hemen ayrılır ve kalp soğuk görür, uzaklaşır...

Eşcinsellikle beraber düşünüldüğünde, neredeyse üyeleri kadar anlayış farkları bulunan bir grup olarak, aşkın uygulamaları da çok çeşitlidir.

platonik aşk tabir edilen, çeşitli zamanlarda insanların birbirlerine aniden ve sebebsiz meyil duymalarıdır. kendimizi iyi analiz edip meylin sebebini bulmalı ve bizi çeken vasfı ifadelendirebilmeliyiz. meylin sevgiye ulaşmaması durumu ise kişide psikolojik rahatsızlıklara yada saplantılara sebep olacağından dikkatli olmak gerekir. zihni toplamak ve düşüncelerimizi boş bırakmamak bu açıdan önemli görülmüş. akla bakmayan ve bizi sürükleyen duygularımız da bizim için bu konuda tehlike oluşturabilir. yeri geldiğinde tüm alemi evirip çeviren hislerimiz bazen olur bir noktada, bir bakışta batabilir. bu tehlikeye karşı, fikir ve duygularımızı toparlayan bir arkadaş çevresi gerekir.

şıpsevdi bir sevgiler yumağına dolaşmak da istenilmez. meyilleri analiz edip bunun sevgi olduğuna inandıktan sonra devam edip aşka taşımak da önemlidir. meyil, ifade edilip dilden döküldüğünde sevgi adını alır. burada muhatap önemlidir. size aynı sevgi ile karşılık verebilecek, ortak paydada hayatı paylaşabileceğiniz birisi olması önemlidir. ne kadar titizlikle bu işaretleri okur değerlendirirseniz, aşka attığınız adımlar o kadar sağlam olur. bunun için de birbirine vakit ayırmak gerekir. böylece bundan sonraki konuşmalarınızın kalbe doğru yazılmasını sağlayacak harfleri belirlemiş olursunuz. burada önemli olan hoşlanıp hoşlanmadıklarınızın listesinden çok hayatı nasıl algıladığınızdır. ortak algı birliği kalbinize çok iyi gelecektir.

gelecek korkusu, eşcinsellik için tam bir ömür törpüsüdür. tüm özelliklerimiz ve kalbimiz aşk diye bağırırken, "başarmış olan mı var?" "hem zaten nereye kadar?" yada "bakalım buna ne zaman bitti diyeceğim" gibi yıpratıcı düşünceler yada konuşmalar tüm hevesimizi kırar. Muhabbet sonsuzluğu size verebilecek yegane duygudur. Meylettiğiniz meyveler "elhamdülillah" ile cennet meyvesi haline gelirken, Sevdiğiniz kişiler "kişi sevdiği ile beraber cennettedir" müjdesine kavuşurken, aşk elbette mahzun kalmaz. Aşk da aşıklarını sonsuzluğa taşıyabilir. ama bunun için hedefin sonsuz olması ve ona göre davranılmış olması gerekir. yani taraflar birbirlerini sonsuzluğu kazanmaya teşvik etmiş ve desteklemiş olmalıdırlar. eğer bu arkadaşlık Allahı kendinden razı ederse ebede layık olur. bunun için en önemli kriter zamana karşı aşkı devam ettirme gayreti ve aşkı şefkate taşıma isteğidir. böylece beklentisiz saf bir muhabbet paylaşılmış olur.

durdurak bilmeden, meyillerinden şefkate, uzun yolu ömrü boyunca kateden insanın kendinde bulup açacağı pek çok gizli kabiliyetleri ve hisleri olduğu muhakkaktır. zaten Rabbi onu böyle yaratmıştır. Rab, terbiye eden yani yüksek bir maksada sevkeden demektir. bu herbirimiz için bir maksad ve hedefin kastedilmiş olduğunu ve yılmadan o noktaya ulaşmamızın tayin edildiğini anlatır. kimi bilinçle görür o yokuşu koşarak tırmanır. kimi sağa sola yönsüz yürür ve bir ömrü harcar.

çevresel baskılar ve homofobik tepkileri aşıp, eşcinsellerin aşk mevsiminde kalp dolusu aşkları bulması dileği ile...

21 Nisan 2009 Salı

Uzun Dönem İlişkinin Esasları 2



Yıllara meydan okuyan çiftleri tanımak, hergün yenileriyle tanışmak bana ümit veriyor. 10 sene üstünde birliktelikler cidden bu ülke için büyük kazanç. eşcinselliğin önünde rol model olarak cesaret veriyorlar.
ilk olarak bir doktor çifti duymuştum. işyerleri aynı olması onların aşklarını kesmemişti. ardından başka çiftlerle de tanışma fırsatım oldu. geçen sene de 49 yıllarını geride bırakmış bir çiftle tanıştık. birbirlerine ilgilerini hissetmek ve aşklarını ağızlarından duymak çok zevkli oluyor. Türkiye görmediği yada görmek istemediği kocaman bir eşcinsel hayatın ve aşkın en güzel meyvelerinden yararlanmıyor. müzikden resme, edebiyattan sosyolojiye kadar her bilmin dikkatini çekecek bir kavram öylece yaşanıp tarih oluyor. bizi bu kadar arabesk ve vurdumduymaz yapan nedir inceleyesim var...
bugün tanıdığım genç yaşlı pek çok çiftin özellikle bunu ülkemizde başarması harika bir olay. lakin hepsi gizliler. kalın örtüler altında, yalanlara ve gizeme sarılı aşk masalları, yalnızca bugünlerde görünür olmak isteyen eşcinsellerin dikkatini çekiyor. onların başarı sırları sadece eşcinsellerin değil tüm insanların birliktelikleri için önemli:
en önemli nokta tolerans. eşinin yanında sonsuz bir toleransla varolabilmek ilk sır...
ikincisi ise dışarıdaki hayatın problemlerini ilişkinin içine sokmamak.
bugün taleplerini hala birbirlerine "bey" diye saygıyla ifade ettiklerini de eklemeliyim.
yukarıdaki 2003 tarihli fotoğrafta Elmer Lokkins, (solda 84) ve Gustavo Archilla (88) 58 yıllık birlikteliklerini kanadada evlilikle taçlandırmış bir çift. hayat arkadaşlığı manasını çözmüş bizdeki eşcinsel çiftlerin de aynı tacı dünyada en yakın zamanda giymelerini dilerim. ahirette taç giymek bahsi ise tarafların birbirine islamı da teşvik etmesi, yanıltan dünya ışıklarına karşı sürekli birbirlerinin defterlerine hasenat yazma gayretleri ile aşabilmelerine bağlı...

15 Nisan 2009 Çarşamba

İslama dahil olmak

Sual: İnandığınız dinin sizin kimliğinizi kabul etmek ihtimali bu kadar uzak iken, din dairesinde kalmak ısrarınızı nasıl açıklıyorsunuz?

İnsanın bir dine inanmaksızın yaşayamayacağını düşündüğünüzden mi; siz din dairesinin dışına çıksanız da toplumun geneli değişmeyeceğiden dolayı sizin maruz kalacağınız şartların değişmeyeceğini düşündüğünüz için mi..Ya da benim aklıma gelmeyen başka sebepleri mi var..Samimi olarak hem merak ediyorum hem de anlamama yardımcı olacağını düşünüyorum. İstirham etsem beni biraz aydınlatır mısınız.

Cevap: İnandığım dinin benim kimliğimi kabul etmemek gibi bir iddiası olsa şu anda burada bu satırları yazmıyor olurdum. islamın dışladığı birinin islam dairesinden yararlanması düşünülemez. kalbi mühürlü içi başka dışı başka islam dairesinde yeri olmayan hiç kimse Kur'anın feyzinden yararlanamaz. oysa toplumun onda birinden fazla olan eşcinseller toplumsal baskı karşısında en fazla Allaha dayanarak ve dua ederek bu zulmü atlatıyor. onda dualarının cevabını buluyorlar.

tekrar soruyoruz: kendisine düşman edilmeye çalışılmış İslamda ne buluyorlar?
İslamda cevap buluyorlar. İslam onlara mesaj veriyor. muhatap alınmayacakları öğretildiği halde gayet güzel mesaj alabiliyorlar. bu mesaj onlara farkettikleri şeylerin islamda varolduğu gerçeğini söylüyor. biz eşcinseller istiyoruz ve diliyoruz, dilediklerimiz ve talep ettiklerimiz ummadığımız ve bilmediğimiz ve eli yetişmediğimiz yerden münasip vakitte veriliyor yani gönderiliyor. bunu tasdik eden vicdana sahibiz. yalnızlığımız içinde vicdanın sesi daha rahat duyuluyor.

Peygamberlerden güzel ders alıyoruz. onların hayatları eşcinsellerin taleplerine hitap ediyor. Hz. Lut (A.S.) haricinde 124000 Peygamberlerin hayatında hep onların şahıslarını incelerken, konu Hz. Lut (A.S.)'a gelince Hz. Lut (A.S.)'ın hayatı hakkında hiç bir şey bilmeyenler bile kavminin rezaletini bizim başımıza çarpıyor. oysa bu uyduruk etiket zaten vicdanen üzerimizde durmadığı için, içten içe ve samimi Peygamberlerin kendi zatlarına muhabbet besleyebiliyoruz. O acayip kavmin zulmü şu anda benzeri ile eşcinsellerin üzerinde zaten uygulanmaktadır. öldürülüyorlar, parçalanıyorlar, malları talan ediliyor, mirastan mahrum ediliyor, dedikodu ile etiketleniyor, yalnız bırakılıyor, sosyal hayatta ötekileştiriliyorlar. bunu yapanlar yakalanınca ceza indiriminden yararlanıyor. gizli kimlikleri biz eşcinselleri toplumdan koruyamıyor, dedikodu hepimiz hakkında var, yalnızca bir kısmımız duyarsız kalabiliyor. hepimizin ailesi hissediyor ama bir şekilde kondurmuyor. hepimizin çevresi farkında yalnızca yırtıp söylemiyor. bu dehşet verici hayatın fırtınasında kendimize en yakın hissettiğimiz insanların Peygamberler olması hem acıklı, hem ilginç, hem çok güzel...

Mukaddes Kitaplar olarak başta Kur'an'ın mesajı önce eşcinsellere hitap ediyor. çünkü algılamayı bilen ve hassas ve hassaslaştırılmış olan bir kalbin muhatabı en başta Kur'andır. herşeyin kayboluşunun ardındaki boşluğu doldurabilen Kur'an nurudur. Kur'an ifadelerinde istisna tuttuğu meseleleri gayet güzel ifade eder. mübhem bıraktığı konuların içindeki nice sırlar inceleyenleri kendine aşık eder. ifadelerinde tüm insanlara hitap eder. eşcinselleri müstesna bırakmaz. onlar hakkında "lanetli" gibi bir hüküm verip onları bir tarafa atmaz ve atmamıştır. Eşcinselleri, Kur'ana talebe görmek istemeyen, kendi istikbalinin hesabında, arkasında aile dekoru, önünde alel usul evlendirilip çoluk çocuğa karışmanın tablosu, kafasında toplum içindeki kariyerinin telaşı, alacağı mirasın ve gelirin detayları olan ve derinlerinde yatan eşcinselliği uyanıp tüm bu planları bozacak bir canavar gibi gören kendisinin farkına güya varmamış bir adamın dünyalık keyfi için 75 milyon vatanın en az 8 milyon eşcinsel evladına "lanet" damgası yapıştırılamaz.

İslamın dairesinde kalmayı bize ders veren, şu baharın yeşil sayfasını kışın ölü sayfasından sonra kolayca kısa zamanda çevirip gözümüz önüne seren kainatın kendisidir. en coşkulu ve en güzel sahnelerin düzgün ve uyumlu yapılıyor olması, bizlere de haz ve lezzet veriyor olması adeta bizleri de onun parçası olmaya davet ediyor. baharın neş'esini en iyi paylaşan kesim neşe konusunda iltimaslı eşcinsellerdir. baharın sahibi, nevruz bayramını ifade ederken, birbirinden ilginç mahluklar adeta resmi geçit yaparken, bu karnavalın eşcinselleri dışlaması düşünülemez. kışdan sonra getirilen baharla, dünyadan sonra getirilen ahiretin ders verildiği bir kainatta bu ders ancak biz eşcinsellerle tamam olur.

bu dört ayrı ders veren mümtaz öğretici diyorlarki, islam doğdunuz o zaman idrakınızla da islam olun. şuurla bakın ve nasıl size hitap ediyor muhatap olun. dünya zevki istiyorsanız islam olun, ahiret kazancı istiyorsanız islam olun. tüm bunları geçip de voroluşunuzla sizi varedeni razı etmek istiyorsanız islam olun. islam olma halini ve rengini hayatınıza yayın. bunu yaparken renginizi milletinizi inkar etmediğiniz gibi, kişisel yeteneklerinizi ihmal etmediğiniz gibi, tüm varolan karakteriniz ve kimliğinizle islam olun. islam olmak üzerine hayatınızı yazın. kainatın en müşerref mahluku olarak hayat eserinizi size islamı verene takdim edin. edin ki, hiç birini öldürmeden yüzlerini amacına döndürmüş olduğunuz istidatlarınız, kabiliyetleriniz ve özelliklerinizle, şerefiniz bir yüksek mecliste ilan edilsin.

ondört asırdır böyle bilinen ve uygulanan ve bilinmiş ve uygulanmış bir gerçeklik, soruyu değiştirip sormakla yada yok saymakla, susturmakla yada entrika ile elbette susturulmaz. toplum içinde ikiyüzlülüğü öğrenerek adapte olup dünyevi rahata ermiş, elinden dünyası alınacağı korkusuyla eşcinsellere hücum eden homofobikler olay çıkarmasın diye eşcinseller için mevcut duruma kanaat edilemez. çünkü bu durum sadece eşcinselin hayatına değil, maddi manevi herşeyine kastediyor...

11 Nisan 2009 Cumartesi

Pusula




eşcinsellik üzerine yazıları okuyan pek çok kişi eşcinselliği dinen mümkün hale getirdiğimi düşünerek tepki gösteriyor. Dinen belli değilse öyle bırakmak ve rengini belli etmemek, ona cevaz vermemek gerektiğinin altını çiziyorlar. onlara dinde olmayan bir şeyi sonradan karıştırıp eklemek gibi geliyor.

ben bu durumu dikkatlice okumamalarına bağlıyorum. varolan kimliğin tanınması bir adım, anlaşılması bir adım, kişilerin hayatlarındaki fiillere hükmedilmesi bir başka adım...

eşcinsellik tanınıp, bir kimlik olarak toplumda yerini kazanmalıdır ve bireyler onları yaşamlarında öncelik sırasında bir yere koymalıdır. bu kavram fiile çıktıkça ve toplumsallaştıkça daha sağlıklı bir seviyede yaşanabilmek için zaten belli ahlaki paydada anlaşmak zorundadır. bu kimlik insanı ahlaksız yapmaz. bu kimliği taşıyanlar ahlaksızlık yapabilirler. bunu engellemek, kavramı baskı altına almakla değil, bireyin kendini tanıyıp, vicdan denilen kıymetli pusulasını doğru çalıştırmasını öğretmekle olur. vicdan varlığını kimliklerden alırken, yönelimini pusulanın işaretleri gibi özel izlerden ve kıymetlerden alır. işte bu değerler dinin değerleridir. işaretleri silinmiş bir pusula nasıl sahibini istikamette götürmezse, dini kıymetleri yerleşmemiş bir vicdan da göreceli olur, taklide mecbur kalır. hayatın hedefi, toplumsal hayata iyi adapte olup genel çıkarlar için çalışmak değil, vicdanın gösterdiği yolda ilerlemektir. bu yol ruhlar aleminden gelip kabirden geçer, ebede gider. bilinçli bir yol arkadaşlığı başka şeydir, cahil bırakılmış itilmiş, başkasını taklide mecbur olmuş bir yitiğin yol arkadaşlığı başka şeydir. yani genel ahlak insanların göreceli oluşturdukları yönsüz yolsuz ve sahipsiz bir çırpınış değil, çizilmiş, belirlenmiş, sevkedildikleri bir yoldur.

bu yolda bilinçle ilerlemek kişisel gelişim göstermek, bunu çevresindekilerle paylaşmak hayatı daha güzel hale getirir. her olaya nasıl bakıp değerlendireceği konusunda öngörü verir. kişisel ve toplumsal tavır şekillenir.

batı toplumu bu metodu fazla yorucu bulduğundan bunu rol modelleri ile yapar. batıya uygulanmış şekli ile, super kahramanlar, rol modellerle bireye hayatı için toplumsal hedefler gösterir. herkesin taklit edebileceği bir rol modeli o toplumda vardır. ona olan sevgisi ve heyecanı gelişmesini gerektirir.

Eşcinsel birey, ne bilinçli eğitim ne de rol modeli göremezse, düzeltemediği kimliğinden dolayı eziyet görmekten dolayı başta Allah olmak üzere herkese ve herşeye düşman olur. ona eşcinselliği hatırlatan eşcinsellerden, taklidini yaptığı kişilere kadar her bireyden nefret eder. bu ahlaki problem Türk toplumunun hemen aşması gereken çok önemli bir adımdır. aile, askerlik, sağlık ve her türlü toplumsal kavram içinde varolan eşcinsellerin gözünden nefretin silinmesi, kişilerin özgürce kendilerini tarif edebilmeleri, toplum içinde yerlerini almaları sağlanmalıdır.

asırlardır yaptığımız gibi...

7 Nisan 2009 Salı

Biz ve Onlar


İKİNCİ DEFA AİLE FOTOĞRAFI ÇEKTİRDİLER



Medeniyetler İttifakı İkinci Forumunun açılış oturumunun ardından, foruma katılan konuklar aile fotoğrafı çektirdi. Aile fotoğrafı, ilk fotoğrafta yer alamayan İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero’nun katılımıyla yeniden tekrarlandı. Fotoğrafta, Eş Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, NATO Genel Sekreterliğine seçilen Anders Fogh Rasmussen, Medeniyetler İttifakı Yüksek Temsilcisi eski Portekiz Cumhurbaşkanı Jorge Sampaio, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Katar Prensesi Şeyha el Tani’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 70 kişi yer aldı.



BEN DEĞİL BİZ OLMALI



Kutuplaşmanın temel sembolü haline gelen ‘biz’ ve ‘onlar’ anlayışını ortadan kaldırabilecek adımlar üzerinde durulması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “Ben’in egemen olduğu bir anlayışta herkes ‘diğeri’dir. Bugün insanlığın temel meselesi ‘ben’i, ‘biz’e dönüştürebilmek” diye konuştu.



----------------------------------------------------



diğeri olmaktan artık sıkılmıştık, çok güzel bir teselli... dilerim acilen icraata da dökülür... kendi vatan evladına diğerleri demeyip eşcinselleri de bağrına basan bir toplum ortaya çıkar... bunun olmasına gayret en çok yukarıdaki cümlelere inananları bağlar. davalarının her ferdi kucaklayıp içine alabilmesindeki başarı için eşcinselleri de "biz" içine almak zorundalar...

aksi takdirde dünyanın öteki yanında dilini adetini bilmediği adama "biz" deyip, kendi evladı "eşcinselim" deyince artık onu yok sayan bir zihniyetin samimiyetinden bahsedilemez.

5 Nisan 2009 Pazar

Değişen Anadolu

istanbulun en seçkin semtlerinde halkla yapılan anketlerde eşcinselliğe karşı içten içe bir yabancılama ve tepkiyi hissedersiniz. buradaki insanlar zaten son derece sıra dışı ve ülke ortalamasından uzak yaşamları yüzünden ister istemez eşcinselliğe karşı duruşlarını temellendirip ifade edemezler.

Anadolu şehirlerinde durum daha farklıdır. bil ama tanıma nevinden daha değişik bir duruş vardır. adı travesti gay yada lezbiyen olduğunda çok ecbnebi bir tepki alınabilir. oysa şehrin dört temel mekanının eşcinsellere sunduğu imkanlar bu tepkinin tersine çok farklıdır.

Kahvehaneler sadece çay içilen oyun oynanan yerler değil, sıkıntılı tavırlarından kurtulup bir akşam dağıtmak adı altında birden olup biten gecelik maceraların temelinin atıldığı mekanlar haline geleli çok uzun zaman olmuştur.

Stadyumlar izleyicileri için son derece güzel sahneler sunan ve orada içindekileri döküp bakmanın serbest olduğu vitrinler haline gelmiştir.

Hamamlar zaten göre göre inceleyip tanışılan mekanlar olarak asırlardır yerlerini koruyorlar. bu mekanlarda içindeki kimlikle hiç yüzleşmeden ve hiç isim koymadan, arabesk ve platonik izlenimle çok heyecanlar yaşanıyor.

Bir de sonuncusu var ki incelenmesi gereken ayrı bir konu olan camiilerdir. yukarıdaki üç yerin aksine burada herkes kimliklerinden soyutlanmış olarak o mukaddes atmosfere girerler. bazıları ise orayı kirlettiklerini düşünüp utançla canlarının alınmasını Rablerinden dilerler. onlarca yıldır içlerindeki utançlarının arzularının kendilerinden nefretlerinin ateşini o büyük kubbeler altındaki huzur denizlerine dökerler. biraz konuştuğunuzda aslında o sıkıntının altındaki gerçeği hemen kavrarsınız. ama Türk adeti olarak bu ortaya çıkarılıvermez, acı ve gözyaşı ile birlikte akibetine gizlice götürülür.

Buralarda yaşananlar sürekli bastırıla bastırıla tepesi kesilip yanlarından büyüyen ağaç gibi ölmemiş, ortama uymuş bir acayip şekil almış birbirinden ilginç hayat formlarına dönüşmüşlerdir. çünkü dışarıdan toplumun normal diye algıladığı, stresi dışarıdan da belli olan bu insanların çoğu kere hayatlarında arzu ateşlerini sakinleştiren, haz veren, kuytularda özellerini paylaştıkları kendi cinslerinden insanlar hayatlarına girmiştir. alınan bu hazzın, yasak meyve ve büyük günah yada çok büyük ayıp olması ve ortaya çıkarsa oluşacak büyük rezalet yine onları sığanacakları Rablerine döndürür.

Dışarıdan dinle alakası görünmese bile içeride kalplerinde ortalamadan hayli yüksek bir sığınma ihtiyacını kolaylıkla keşfedebilirsiniz. arasıra artık bu hayata şekil vermek için hamle yapanlar akrabaları ve yukarıdaki dört mekandan arkadaşları tarafından hemen ve zorla bu fikirden vazgeçirilip yeniden o işkenceli hayata döndürülür. zaten bu kadar hırpalanmış üzülmüş, kendisi sahiplenmediği hayat üzerine zorla giydirilmiş bir insanın kaçacağı yer camii yada meyhane değil ancak kabirdir.

Bu şartlar çağın değişmesi ile artık geride kalıyor. şimdiden çevremizde uzun süredir birlikte arkadaş ve dostları ile yaşayan on yılları geride bırakan gay ve lezbiyen çiftlere hergün yenileri ekleniyor. çok yakında tüm kimliklerin hür olduğu ve kabul edildiği sağlıklı bir topluma doğru adım adım gidiyoruz. artık kahvehanelerde travesti oğlunun işe başlamasını tebrik edenler, maç seyretmeye lezbiyen çift olan arkadaşları ile giden aileler, hamamları uzun süreli gerçek dostluklara vesile eden ciddi arkadaşlıklar, camiilerde kulluklarını iftiharla ve şükürle Rablerine sunacak ayakları yere basan şuurlu mü'minler ortaya çıkıyorlar. Sanıldığı gibi ortaya çıkmaları ile topluma yayılmadığını zaten evvelden beri onların bu kimlikleri olduğunu herkes öğreniyor.

geçmişin ağırlığından silkelenip geleceğe bakabilmek çok büyük bir adımdır.

2 Nisan 2009 Perşembe

Hoşgeldin Bahar


geçen haftanın tipi ve kar dolu havası bu hafta yerini aniden baharın ılık güzelliğine bıraktı. kış bu sene barajlarımızı doldururken, evlerinde fakirleri titretirken, kartopu oynayan çocukları sevindirip, yakıt faturası görenlerin renklerinde yansırken nasıl geldi öyle de gitti... şimdi hiç uğramamış gibi...
her yerde çiçekler ve tomurcuklar açmaya, yeni doğanlar emeklemeye, büyükler tecrübelenmeye, kanlar kaynamaya, yeni aşklar başlamaya hazırlanıyor.
İslam, baharı bir büyük ordunun kıymetli bölüklerinin resmi geçitte nişan ve formalarını giyip ihtişamla geçişleri olarak görüyor. bu ordunun içine karışıverip öyle görmek lütfuna erenler, intizamlı hassas ve ölçülü işlerin büyük bir coşkuyla görüldüğüne şahit oluyorlar.
bu sanki çeşitliliğin ilanı ve saygı ile herşeyi yanyana omuz omuza bir araya gelişinin her seneki seromonisi... ötekileştirmeden, itmeden, eleştirmeden, hoşgörüyor gibi olup da tolerans sınırlarında mecburen idare etmeden dimdik ve baharın sahibi karşısında bir hizada izzetle duruyorlar.
baharın bu ülkenin dağlarına taşlarına geldiği gibi kalplere de gelmesi ümidi ile...

1 Nisan 2009 Çarşamba

Cinsel Haklar


"WAS Dünya Cinsel Sağlık Birliğinin cinsel haklarla ilgili deklarasyonu

WAS (Dünya Cinsel Sağlık Birliği) genel kurulu 26 Ağustos 1999 tarihinde Hong Kong´da yapılan 14. Dünya Seksoloji Kongresi´de evrensel cinsel haklar deklarasyonunu kabul ve ilan etmiştir.

“Cinsel Haklar” Deklarasyonu

Cinsellik her insanın kişiliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Cinselliğin tam olarak gelişimi, temas arzusu, mahremiyet, duygusal ifade, zevk, şefkat ve aşk gibi temel insan gereksinimlerinin karşılanmasına bağlıdır. Cinsellik bireyle sosyal yapılar arasındaki etkileşim aracılığıyla oluşur.

Cinselliğin tam gelişimi için, bireysel kişilerarası ve toplumsal iyilik esastır. Cinsel haklar, bütün insanlar için özgürlük, insanlık onuru ve eşitlik gibi temel haklara dayalı evrensel insan haklarındandır. Sağlık temel insan haklarından biri olduğuna göre, cinsel sağlık da temel bir insan hakkı olmalıdır. Bireylerin ve toplumların cinsel sağlıklarının gelişmesi için aşağıdaki cinsel haklar tüm toplumlar tarafından tanınmalı, teşvik edilmeli, saygı gösterilmeli ve savunulmalıdır. Cinsel sağlık, bu cinsel hakların tanındığı, saygıyla karşılandığı ve uygulanabildiği ortamlarda mümkündür.

Cinsel özgürlük hakkı. Cinsel özgürlük bireylerin kendi cinsel potansiyellerini ifade etmelerine olanak verir. Bu tanım cinsel baskının her türünü, her çeşit cinsel zorlama, istismar ve tacizi reddeder ve tanımı dışında bırakır.

Cinsel otonomi, cinsel bütünlük ve beden güvenliği hakkı. Bu hak bireyin kendi cinsel yaşamı hakkında, kendi kişisel ve sosyal etiği çerçevesinde özerk kararlar alma gücünü içerir. Bu hak aynı zamanda işkence, yaralama ve her çeşit şiddetten arınmış olarak kendi bedenimizi kontrol etmemize ve zevk almamıza olanak tanır.

Cinsel mahremiyet hakkı. Bu hak başkalarının cinsel haklarına müdahale edilmediği sürece yakınlaşma konusunda bireysel karar verme ve davranma hakkını içerir.

Cinsel eşitlik hakkı. Cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, ırk, sosyal sınıf, din veya fiziksel ve zihinsel engel gözetilmeden hiçbir ayrımcılığa maruz kalmama hakkıdır.

Cinsel haz hakkı. Cinsel haz, otoerotizm de dahil olmak üzere fiziksel, psikolojik, zihinsel ve ruhsal iyiliğin kaynağıdır.

Cinselliğin duygusal ifadesi hakkı. Cinselliğin ifade edilmesi, erotik zevkten veya cinsel eylemden çok daha öte bir kavramdır. Bireylerin cinselliklerini iletişim, dokunma, duygusal anlatım ve aşkla ifade etme hakkı vardır.

Özgürce cinsel ilişkiler oluşturma hakkı. Bunun anlamı, bireylerin evlenip, evlenmemekte, boşanıp boşanmamakta ve her türlü cinsel ilişkiye girip girmemekte özgür olduğudur.

Üremeyle ilgili özgür ve sorumlu seçim yapabilme hakkı. Bu, çocuk sahibi olup olmamayı seçme, çocuk sayısına ve hangi aralıkla olacağına karar verme, doğurganlık düzenlemesi ile ilgili tüm tedavilere tam erişim hakkını içerir.

Bilimsel araştırmaya dayalı cinsel bilgi edinme hakkı. Bu hak, cinsel bilgilerin bilimsel ve etik araştırmalar sonucu elde edilmiş olması ve toplumun tüm kesimlerine uygun yollarla yayılması gerektiğini ifade eder.

Kapsamlı cinsellik eğitim hakkı. Bu doğumdan başlayarak yaşam boyu devam eden bir süreçtir ve bütün sosyal kurumları kapsamalıdır.

Cinsel sağlık hizmeti hakkı. Cinsel sağlık hizmetleri, tüm cinsel kaygı, sorun ve bozuklukların önlenmesi ve tedavisi için herkese sağlanmış olmalıdır.

Cinsel Haklar Temel ve Evrensel İnsan Haklarındandır."

bu çağın temel anlayışını öğrenmek gerek. Türkiye'nin de dışarıda onayladığı bu adımları içeride vatandaşına korkmadan ve güvenerek vermesi gerek. bir şeye "yok bizde öle şeyler" demeden önce eşimize, çocuğumuza, eşcinsel evladımıza neyi yasakladığımız ve hangi haklarını elinden aldığımızı muhasebe etmek gerek. televizyonda internette dini bir kisve ile görüş belirtirken temel anlayışlarla dini hükümleri çelişiyormuş gibi göstermemek gerek. tıbbi etiğe uygun hareket edip, "eşcinselliğini tedavi edeyim" altında hareket edenlerden kaçınmak gerek. Kadınlara şiddete dur demek, bireyi ötekileştirmeye karşı çıkmak, mahremiyete müdaheleyi durdurmak, özeli casuslamayı, takip etmeyi ve sonrada üzerine ahkam kesmeyi reddetmek gerek...

gereklere uyup cinsel haklarına sahip bir millet olmak dileği ile...