24 Mart 2009 Salı

Gay ve İslam olmak




pRncfRn dedi ki...

İslam olmak ne demek?

Cevap:

yağmurun prensi bloguma hoş geldin. isimler bazen arkalarındaki manayı bazen de bir kişiyi temsil ederler. o isim sadece bir belirtmeden öte onun çok özel hallerini ve diğerlerinden farklarını gösterirse bu daha da kıymetlidir. yağmurun prensi olmak gibi bir mana gerçeğin duygu ile ironisini, içerideki fırtınalarla dışarıdaki rahmet yağmurunu ve şafkati tanımladığı gibi yazım şekli ile de orjinal olduğunu gösterir.

aynen bunun gibi gay olmak, kültürümüzde sanki sabah kalkıp ta olunan bir şey gibi görülmektedir. kullanılan spreyler yada feminen dergiler yüzünden çocukların biyolojik dengeleri bozuluyor sanılmasındandır. yada başka bir bakışla "eşcinsel oldum hiç bir şeyim değişemez" zannedilmektedir. elbette eşcinsellik kimliği aynı islam kimliği gibi doğumumuzla bizim yazmaya başladığımız ilerlettiğimiz tecrübelendiğimiz yada ihmal ettiğimiz bir özelliğimizdir. bu blog'un birinci amacı bu oluşa daha derinden bakıp, popüler bilimden uzak akademik bir yaklaşım ortaya koymak, "eşcinsel davranışı" incelemektir.

islam olmak, sanıldığı gibi kişinin hayatına elbette doğumla hazır bir şekilde gelmez. "her çocuk islam fıtratı üzerine doğar" cümlesinden islama yatkın doğmayı çevirip, kendini muhasebeye kapalı, "ee zaten müslümanız" gibi bir sonuca ulaşmaktan ancak cehalet çıkar. özellikle iman, Peygamberimin de dediği gibi sürekli tazelenmesi gereken bir iç kabuldür, islam ise bu kabulün tavırla ortaya konabilmesidir. yani kişinin hayatına sıfat hali iman, zarf hali islam olarak yansır. başka bir değişle hayatındaki fiillerinin tarzında Kur'anı gösterebilmek "islami olmak"tır. eğer kişi bunda ilerler ve her halinde tam riayet ederse artık onun hayatındaki sıfat ismi haline gelir, fiilerinin zarfı aynı fiili olur. "islam olmak" tüm hayatında görülür. "islami davranış" bu sebeple önemlidir.

bunu zaten önceki bir POST'DA incelemiştim.

"eşcinsel davranışı" ve "islami davranışı" birlikte tek bedende görmek insan olarak son derece normal bir durumken, bunu bu kimliklerin dışından bakanlar tenkit ediyor, hatta iyileştirmek (!) için müdahele edebiliyorlar. gerek içsel kararlar gerek çevrenin müdahelesi bireye hayatı çekilmez yapabiliyor. gay ve islam kimlikleri ile hayata başlamak ve talep etmemize göre Allahın bu kimliklerde bizi ilerletmesi, tecrübelendirmesi, sorumluluğun bize ait olması, tüm bunların sonucunda muhasebe yapılacağı, bu muhasebede önce eksiler sonra artılar değil, net elde kalanla mukabele edileceği, ne kadar eksi olursa olsun artı için hayattayken hep bir seçeneğin daha olduğu, eksi ve artınınn tariflerinin usul ve esas noktasında değerlendirmesi, "ben" denilen ince sır içinde tüm bu kimliklerin şifresi bulunması gibi yüzlerce güzel detay için "olmak" fiilini kullanıyorum.

işte bu blog, kalbinde dini, milli ve cinsel tüm kimliklere saygı duyan, eşcinsel davranışı ile islami davranışı hayatında yanyana içiçe ve toplumla uyumla sıkıntısız yaşayabilmek gayretini duyanlara adanmıştır.

21 Mart 2009 Cumartesi

Kur'anı anlamak

Eşcinselliğin ne olduğu, toplumda yeri ve kendi durumu ile ilgili başlayan sohbet, araştırma, açıklama eninde sonunda Kur'an konusundan geçer. Eşcinselliğe bir ünvan ve sıfat olarak sahip olan bireyler kendilerini kainatın kitabı içinde bulabilmek isterler. Kur'an insanın isimlerinden bahsederken onları tevhide davet eder, sıfatlarından bahsederken bir sıralama yapmaya davet eder, fillerinden bahsederken bakış açısı verir, zarflarından bahsederken peygamberlere özendirir.



Ayetler "ey insanlar" deyip davet ettikçe en güzel muhataplardan biri de eşcinsellerdir. Kur'anın beyanı tam olabilmesi ve tüm insanlığa hitap edebilmesi için eşcinseller de bu kitlenin içinde yerlerini almalıdırlar. bunu aslında her eşcinsel derinden hisseder. yalnız Kur'anda kendi gözleri ile görmek için muhatap olduğunda ortaya büyük bir eksik çıkar. onu kelamından anlamaktan acizdir. acizdir, çünkü yıllarca bir düşman ve öcü gibi gösterilmiştir. acizdir, çünkü birden bir sayfada karşılaşıp, okuyup da yıkılacağı bir lanetten korkar. lakin merak eşcinselin temel özelliği olmakla bunu daha kolay yöntemlerle araştırır. bu konuda kaynaklar Kur'an üzerine yazılmış eserlerdir. bu eserler tefsirler, mealler, diğer eserlerdir.



1. Kur'an: Doğrudan Allahdan geldiğini kendi içindeki benzersizliği ve onu harfiyyen yaşayan Peygamberimizin hayatının onun mucizesi olması isbat eder. kendi içinde 40 ayrı mucizeyi barındıryor olması ile ayrı bir inceleme konusudur. Hem Kur'ana benzer yazmak, taklidini yapmak için gâyet şiddetli iki sebeb vardı. Birisi; düşmanın onu susturma hırsı. Diğeri; dostlarının taklit şevkidir ki, şu iki şiddetli ümit altında milyonlar Arabî kitablar yazılmış ki hiçbirisi ona benzemez. Âlim olsun, âmi olsun her kim Ona ve onlara baksa kat'iyen diyecek ki: «Kur'an, bunlara benzemez. Hiçbirisi Ona benzer gelemez.» Şu halde, ya Kur'an bütününün altındadır. Bu ise, bütün dost ve düşmanın ittifakıyla battaldır, muhaldir. Veya Kur'an, o yazılan umum kitabların fevkındedir, Mu'cizedir!



2. Kur'an Tefsirleri :


Tefsir iki kısımdır.


Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve isbat ederler.


İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var.


bugüne kadar islam tarihinde yazılan tefsir sayısı yaklaşık 350 000 dir.



3. Meal :


gariptir, bu son yüzyılda ortaya çıkmış, aslında Kur'anı küçük düşürmek niyetiyle ortaya atılmış, sonradan samimi mü'minlerin elinde ehlileşmiş bir tarz olan Meal hakkında şu ilginç alıntıya bakmak gerekir:


"
"Elhamdülillah" bir cümle-i Kur'aniyedir. Bunun en kısa mânası, ilm-i Nahiv ve Beyan kaidelerinin iktiza ettiği şudur:


كُلُّ فَرْدٍ مِنْ اَفْرَادِ الْحَمْدِ مِنْ اَىِّ حَامِدٍ صَدَرَ وَعَلَى اَىِّ مَحْمُودٍ وَقَعَ مِنَ اْلاَزَلِ اِلَى اْلاَبَدِ خَاصٌّ وَمُسْتَحِقٌّ لِلذَّاتِ الْوَاجِبِ الْوُجُودِ الْمُسَمّىَ بِاللّهِ


Yani: "Ne kadar hamd ve medh varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve lâyıktır o Zât-ı Vâcib-ül Vücud'a ki, Allah denilir." İşte "ne kadar hamd varsa", "el-i istiğrak"tan çıkıyor. "Her kimden gelse" kaydı ise, "hamd" masdar olup fâili terk edildiğinden, böyle makamda umumiyeti ifade eder. Hem mef'ulün terkinde, yine makam-ı hitabîde külliyet ve umumiyeti ifade ettiği için, "her kime karşı olsa" kaydını ifade ediyor. "Ezelden ebede kadar" kaydı ise; fi'lî cümlesinden ismî cümlesine intikal kaidesi, sebat ve devama delalet ettiği için, o manayı ifade ediyor. "Has ve müstehak" manasını "Lillah"taki "lâm-ı cer" ifade ediyor. Çünki o "lâm", ihtisas ve istihkak içindir. "Zât-ı Vâcib-ül Vücud" kaydı ise; vücub-u vücud, Ulûhiyetin lâzım-ı zarurîsi ve Zât-ı Zülcelâl'e karşı bir ünvan-ı mülahaza olduğundan, "Lafzullah" sair esmâ ve sıfâta câmiiyeti ve ism-i azam olduğu itibariyle, delalet-i iltizamiye ile delalet ettiği gibi; Vâcib-ül Vücud ünvanına dahi, o delalet-i iltizamiye ile delalet ediyor.


İşte, "Elhamdülillah" cümlesinin en kısa ve ulema-yı Arabiyece müttefek-un aleyh bir manâ-yı zâhirîsi şöyle olursa, başka bir lisana o i'caz ve kuvvetle nasıl tercüme edilebilir?


Hem elsine-i âlem içinde lisan-ı nahvî Arabî'den başka birtek lisan var; o da hiçbir vakit Arab lisanının câmiiyetine yetişemez. Acaba o câmi' ve i'cazdarane olan lisan-ı nahvî ile mu'cizekârane bir surette ve her ciheti birden bilir, irade eder bir ilm-i muhit içinde zuhur eden kelimat-ı Kur'aniye; sair elsine-i terkibiye ve tasrifiye vasıtasıyla, zihni cüz'î, şuuru kısa, fikri müşevveş, kalbi karanlıklı bazı insanların kelimat-ı tercümiyesi nasıl o mukaddes kelimat yerini tutabilir?"



böylece asıl hükmüne bakılacak eserlerin tefsir olduğu da ortaya çıkmış oldu.



Meale İman



genelde kolaycı bir millet olarak hemen meale sarılır ve kelime karşılığı olarak Kur'anı bir fihrist ve puan cetveli gibi kullanmak isteriz. gerek eşcinselliği merak edenler gerekse eşcinsel duygusu olan homofobik ve eşcinselliği yoketmeye çalışan insanlar hemen kolayca açıp mealden işte böyle diyor derler. "mealin yeri nedir?" diye bakacak olursak şu usulle karşılaşırız:



"Kur'anın herbir kelâmı, üç kaziyeyi müştemildir:



Birincisi: Bu, Allah'ın kelâmıdır.

İkincisi: Allah'ca murad olan mâna, haktır.

Üçüncüsü: Mâna-yı murad, budur.



Eğer Kur'anın o kelâmı, başka bir manaya ihtimali olmayan muhkemattan olursa veya Kur'anın başka bir yerinde beyan edilmiş ise, birinci ve ikinci kaziyeleri aynen kabul etmek lâzımdır ve inkârları da küfürdür.



Şayet Kur'anın o kelâmı, başka bir manaya ihtimali olan bir nass veya zâhir olursa, üçüncü kaziyeyi kabul etmek lâzım olmadığı gibi inkârı da küfür değildir.



İşte müfessirlerin ihtilafları, ancak ve ancak şu kısma aittir."



buradan da görüldüğü gibi, mananın türkçe karşılığında olan kelimelerden hangisini seçtiği, meal yazarının kendi iddiasını şekillendirir. oradaki konu iffet ve aile sahiplerinin dikkat etmesi gerekenler başlığındayken yapılan bir çeviride eşcinsellere hükmedilemez. bu konuya en zıt bir heteroseksüel için nedamete, pişmanlığa ve affa kapı açacak bir ifade, sadece adı eşcinsel diye, kimseye bir damga olarak kullanılamaz. "bu meal böyle diyor. bu meal, Kur'andır. buna iman et yoksa kafir olursun" denemez. aklı varsa o kendi o meale iman etsin ve hususi hayatına uygulayıp Rabbine anladığı gibi yakarsın. yoksa silah gibi kullanmak hele hele ağız dalaşı ve tartışma da kullanmanın hükmü, adeta, ders aldığı Amme cüz'ünü birtek şekerlemeye satan havâi bir çocuk gibi, elmas kıymetinde bulunan hasenâtını, hissini okşamak için ve hevâsını memnun etmek için ve hevesini tatmin etmek için, ehemmiyetsiz cam parçaları hükmündeki lezzetlere, enâniyetlere vesile edip, kârlı işlerde hasâret eder...



Kur'an bir define sandığı olarak açılmayı bekliyor. istifade edin. Kur'an bir şefkat denizi olarak size bakıyor. hiç kimsenin onunla dostluğunuzu bozmasına müsaade etmeyin.

20 Mart 2009 Cuma

Geleceğe bakmak



Neşeliydiler, şevkliydiler, her gördükleri ilginç şeye mana yüklüyor, her gördükleri şeyle ilgileniyorlardı. bu yepyeni bir aydınlanış sonrası ilk yaptıkları, meraklı gözlerle yeryüzüne bakmaktı. o yılların bambaşka havasını bir kitap şöyle anlatır:


"O necip kavm-i Arap, zaman-ı cahiliyette bir ümmet-i ümmiye idi. Vakta ki içlerinden hak tecellî edip istidad-ı hissiyatları uyandı da, meydanda yol açan din-i mübîni gördüklerinden, umum rağabat ve meyilleri, yalnız dinin mârifetine inhisar eylediler. Fakat kâinata olan nazarları teşrihat-ı hikemiye nazarıyla değil, belki istitraden, yalnız istidlâl için idi. Onların o hassas zevk-i tabiîlerine ilham eden, yalnız onların fıtratlarına münasip olan geniş ve ulvî muhitleri ve safî ve müstaid olan fıtrat-ı asliyeleri tâlim ve terbiye eden yalnız Kur’ân idi."


o neşeli günlerde onların o halini gören, komşuları olan İranlılar aynı şevkle Türklere İslamı tanıttılar. bu tamamen bir patlamaydı. insanlar uyanıp tüm açlıkları ile ve şevkleri ile dünyaya baktılar. gönüllerini ortaya koyup Kur'an terbiyesi ile üniversite-şehirler kurdular. ilk kez karadenize ulaşmış yeni müslüman o Türklerin neşesini ve gayretini bir tarihçi mahçubiyetle anlatır: "onlar venediklileri uzaktan o kocaman gemilerde karadenizde seyrederken gördüklerinde, düşündükleri tek şey bunu nasıl yapabilirim olmuştu ve başardılar tam 70 yıl sonra karadenizin en büyük deniz filosu inşa edilmiş ve onlar üzerindelerdi. bize ne oldu bugün böyle?" sadece gemi değil, resim heykel, her türlü sanat ve tiyatro gibi tüm hayatın renklerini çekinmeden alıp kullandılar. böyle neşeli ve gelişmeye aç bir milletin aklındaki tek şey hayatı daha fazla özümsemek sindirmek ve Kur'anı elindekilerle ifade etmek oldu. sermayesi yeteneğinden başka yoktu. lakin başarısı inanılmaz oldu. diğer milletlere düşen ya o şevke katılıp en geniş hürriyete ulaşmak yada kapanıp kendini tecrit etmekti. hiç sınır teli kurmayan, sınır birliği barındırmayan ve ticaret için, gezmek ve tanışmak için bir kıta uzaktaki köyünden kalkıp gelen komşuları vardı avrupalıların artık. o eserleri bugün battalgazi gibi selçuklu kalelerini gezerken görüp şaşırırsınız. onlar yenilince bile gülüp, bişey daha öğrendiğini söyleyebilen her şeye pozitif bir milletti.


eşcinsellik, aseksüellik yada başka renkler problemsiz yaşanırdı, çünkü dikkatler onun üzerinde değildi. tergib ve terhip hadislerini herkes mizanı ile anlardı. örf ve gelenek belasının olmadığı herkesin önünde hür bir dünya uzanıyordu. bir Kur'an tefsiri de şöyle der:


"İşte, o zamanda zihinler, kalpler, ruhlar, bütün kuvvetleriyle Yerler ve Gökler Rabbinin marziyâtını anlamaya müteveccih olduğundan, içtimâiyât-ı beşeriyenin sohbetleri, muhâvereleri, vukuâtları, ahvâlleri ona bakıyordu. Ona göre cereyan ettiğinden, her kimin güzelce bir istidadı bulunsa, onun kalbi ve fıtratı, şuursuz olarak her şeyden bir ders-i mârifet alır. O zamanda cereyan eden ahvâl ve vukuât ve muhâverâttan taallüm ediyordu. Güyâ her bir şey ona bir muallim hükmüne geçip, onun fıtrat ve istidadına, içtihada bir istidad ihzârını telkin ediyordu. Hattâ o derece şu fıtrî ders tenvir ediyordu ki, yakın idi ki, kesbsiz içtihada kabiliyeti ola; ateşsiz nurlana. İşte, şu tarzda fıtrî bir ders alan bir müstaid, içtihada çalışmaya başladığı vakit, kibrit hükmüne geçen istidadı, nurun alâ nur sırrına mazhar olur; çabuk ve az zamanda müçtehid olurdu."


gele gele bugünlere geldik. bugünkü kara tabloları manzara edip nasıl bugüne geldiğimizle hiç uğraşmayacağım. bu kara günlerdeki ümitsizlik ve şerhin şerhinden çıkardıkları adap silsileleri ile en sonunda kendini düğümleyenleri de dikkate almayacağım.
insanlık onurunu, kirli bir elbise sanıp gizlemeye çalışanlara edebli demeyeceğim. kendi nefsinde gördüğü ayıbının üzerine gitmek yerine, tüm insanlara tatbik edip onları da müttehem edenlere laf yetiştirmeyeceğim.


çünkü ben o baharın rüzgarındayım; bırakın kış onların olsun.
ben sahabelerin izindeyim; batıl çamurlar onların olsun.
yönlendirmek bizim; inat edip duymamak onların olsun.
ümit ve şevk vermek bizim; gocunmak ve inkar etmek onların olsun.
ortaya çıkmak, ilan etmek, hürriyeti yaşamak bizim; kapanmak, lanetlemek, kendi ayıbından havf etmek onların olsun.
her yaşadığı anı, onun dilediği kadar parlak yazamamaktan dolayı gafur ismine sığınmak bizim; kalbindeki kimliğini inkar edip edip, hala orada durduğunu görmekle ümitsizliğe kapılmak onların olsun.
hayatı tüm coşkusu ile yaşamak ve bu hediyeye şükretmek bizim; yaşayamadığına pis deyip, kendini avutmak onların olsun.
geleceğe bakıp kazanmak bizim; mazi derelerinden çıkardığı, yazanın bile hayatına tatbik etmediği felsefelerle dolu bir geçmiş onların olsun.
Secdede varlığından ve maddenin zaafiyetinden gelen hicab ile ona sığınmak, kıyamda kalbimize koyduğu her yeteneğimiz ile iftihar etmek, tahiyatta tüm mahlukat namına her oluş ve durumu ona sunmak bizim; kısa amelinden gurura kapılıp zararda olmak, huzurunda iç meseleleri ile müvesvis olmak, tahiyatta eşcinsel olduğu için sitem etmek onların olsun....


bizim yolunda olduğumuz hürriyet öyle bir meşaledir ki, onu bilenler taşır; "insanlar hür oldular ama yine abdullahtırlar" ile varoluşunun manasını ortaya koyar.

14 Mart 2009 Cumartesi

Söylenmemiş Nutuk


böyle bir nutukla acaba sessiz bir kalabalığa hitabedilir de bir gün gelir sağduyu bu memlekette meydanlarda bu şekilde yankılanır mı acaba?


"Sevgili Vatandaşlarım,
Değerli kardeşlerim, hanımefendiler beyefendiler,
Sizleri kucak dolusu sevgiyle, saygıyla, selamlıyorum.
Buradan, bu coşkulu meydandan İstanbul'a, Van'a, İzmire, Adana'ya selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Güneşin memleketi Anadoluyu selamlıyorum.
Sevginize, coşkunuza, aşkınıza, heyecanınıza, ahde vefanıza teşekkür ediyorum...
Bugün, burada bir de pozitif ayrımcılık yapıyorum. Bugün eşcinsel kardeşlerimizi hassaten selamlıyorum. Bugün tüm Türkiye'deki gay, lezbiyen ve travesti kardeşlerimi selamlıyorum.

AK Parti, bu milletin partisidir. AK Parti, samimiyetin, dürüstlüğün, tutarlılığın partisidir. AK Parti, benim eşcinsel kardeşlerimin partisidir. Neler söylediler hakkımızda, neler yazdılar, neler çizdiler, ne yorumlar yaptılar. Zihinlerindeki karanlık o senaryoları, karanlık tabloları hep AK Parti'ye malettiler. İşte, 7,5 yıl sonra, kurulduğumuz günden 7,5 yıl sonra, Eşcinsel Hakları konusunda, kimin samimi, kimin samimiyetsiz, kimin tutarlı, kimin tutarsız olduğu ortaya çıktı. 6,5 yıllık iktidarımızda eşcinsel kardeşlerimiz için yaptıklarımız saymakla bitmez...

Anayasa'nın 10 ve 90'ıncı Maddelerini değiştirdik, kadın erkek eşitliğini güçlendirdik. Yeni İş Kanunu'nu çıkardık, işyerlerinde cinsiyet ayrımcılığını kaldırdık. Türk Ceza Kanunu'nu değiştirdik, kadına yönelik şiddetin cezasını artırdık. Belediyeler Kanunu'nu değiştirdik, kadın ve çocuklar için sığınma evleri açtık. "Haydi, Kızlar Okula" dedik, "Ana-Kız Okuldayız" dedik, kızlarımızı eğitime teşvik ettik, 350 bine yakın kız çocuğumuzu okulla buluşturduk. Kadın girişimciliğini teşvik ettik. Cansuyu kredisi dedik, Esnaf sanatkâra düşük faizli kredi vereceğiz dedik, kadınlarımıza burada da pozitif ayrımcılık yaptık, onlara öncelik tanıdık. Kadınlarımız çalışsın dedik, 5 yıl boyunca SSK işveren primlerini biz ödeyeceğiz dedik, ödemeye de başladık. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde dikkat edin bugüne kadar bu olmadı biz yaptık. "Kadın Erkek Fırsat Eşitliği" Komisyonu'nu kurduk. İnsan Hakları Komisyonumuz "Eşcinsellerin Hak ve Özgürlükleri" konusunda yılmadan çalışıp insan onuruna yaraşır maddeler gündeme koyduk. eşcinsellere şiddete karşı özel inceleme başlattık. Eşcinsele karşı şiddete özel cezalar koyduk.

Bitti mi? Bitmedi...

Engelli kardeşlerimiz yeter ki eğitim görsün, annelerine her türlü teşvik bizden dedik. Asgari ücrete yakın bir ücreti evinde engelli çocuğuna bakan anneye verdik. Bunu da biz getirdik.
Gelelim siyasete: İl Genel Meclislerinde 158 adayımız eşcinsel. Belediye Meclis Üyeleri arasında 1.510 adayımız eşcinsel. Toplamda ortalama söylüyorum 1650 eşcinselimiz şu anda AK Parti'de yerel siyasette aday.

AK Parti yoksullar üzerinden değil, yoksullar için siyaset yapar. AK Parti özürlüler üzerinden değil, özürlüler için siyaset yapar. Ve AK Parti, eşcinseller üzerinden değil, eşcinseller için, eşcinsellerle birlikte siyaset yapar.

Şimdi dikkat edin, bugün meydanlara çıkacaklar, bugün bildiriler yayınlayacaklar, bugün açıklamalar yapacaklar veya yaptılar. Eşcinsel hakları dediler. Eşcinsele yönelik şiddet dediler. İnsanların eşitliği dediler. Bunu ne yüzle dediler, hangi yüzle dediler?

Benim eşcinsel kardeşlerim, 29 Mart'ta bu tutarsızlığın, bu samimiyetsizliğin cevabını inşallah nerede verecek? Sandıkta verecek, sandıkta. Benim Eşcinsel kardeşim, bu çifte standardın cevabını inşallah sandıkta verecek.

Değerli kardeşlerim, Sevgili Vatandaşlarım,

Bakın biz yola çıkarken dedik ki: yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatacağız...
81 vilayetimize kazandırdığımız hizmetleri anlatacak, projelerimizden bahsedeceğiz. Çünkü bizim eserimizin olmadığı il yok ki. Her ilimizde iktidarımızın eseri var. Ufkumuz geniş, vizyonumuz geniş. Biz Türkiye için de, 81 vilayetimizin tamamı için de büyük düşünüyoruz.
Biz, sen Türkiye'sin, büyük düşün; İşimiz hizmet, gücümüz millet diyoruz...

Lafla peynir gemisi yürümüyor.

Etnik kökenleri, mezhepleri, dilleri, dinleri istismar ederek, işsizliği, ekonomik krizi istismar ederek Türkiye'ye hizmet getirilmiyor.

Biz sizin emanetinize nasıl sadakatle bağlı kaldıysak, sizin emanetinizi nasıl yücelttiysek, inanıyorum ki, sizler de size emanet ettiğimiz adaylarımızın tümüne sahip çıkacaksınız.
Hem Büyükşehir Belediye Başkan adayımıza, hem de ilçe belediye başkan adaylarımıza, İl Genel Meclisi, Belediye Meclisi adaylarımıza eminim ki sahip çıkacaksınız.

Gelin bu medeniyet yolculuğuna kaldığımız yerden devam edelim.
Gelin Türkiye'yi dünyanın zirvelerine taşıyalım.
Gelin 29 Mart'ta mührü AK Parti'ye basalım, bu ülkenin mutlu ve müreffeh geleceğini hep birlikte inşa edelim.

Şimdi hep birlikte söylüyoruz;
Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet...
Bu anlayışıyla yolumuza devam ediyoruz...

GÜN BİRLİK VE BERABERLİK GÜNÜDÜR.
SON SÖZ SİZİN, KARAR SİZİN, BU ÜLKE HEPİMİZİN!
DURMAK YOK, YOLA DEVAM.
DURMAK YOK, HİZMETE DEVAM.
SEN TÜRKİYE'SİN, BÜYÜK DÜŞÜN!
SEN ANTALYA'SIN BÜYÜK DÜŞÜN!
İŞİMİZ HİZMET, GÜCÜMÜZ MİLLET!
HERŞEY TÜRKİYE İÇİN.

Şimdi değerli kardeşlerim bizim bir ahdimiz var biliyorsunuz...
Hep beraber söylüyoruz;

BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA,
BERABER ISLANDIK YAĞAN YAĞMURDA,
ŞİMDİ DİNLEDİĞİM TÜM ŞARKILARDA,
BİZE HER ŞEY SİZİ HATIRLATIYOR...

29 Mart hayırlı olsun,
Günümüz kutlu olsun,
Geleceğimiz aydınlık olsun,
Allah yar ve yardımcımız olsun..."

işte o gün tüm gizli odalardan çıkış günüdür. işte o gün baharın çiçeklerinin açtığı gündür. işte o gün doğrunu doğru olduğu, sırların yalanların kalktığı gündür. nice bin vatan evladının için için karanlıklarda ağlamaktan vazgeçtiği, söyleyemediği sırları yüzünden akibetine sürüklendiği, üzerine çöken görenek belasından ezildiği günlerin bittiği andır... o gün tüm renkleri ile gökkuşağının bu vatan üstünde parladığı gündür.

11 Mart 2009 Çarşamba

Kur'andan öğrenmek için...


P: Kur'anı Kerimde eşcinsellik gerçekten de senin dediğin gibi AÇIKÇA BAHSEDİLMEMİŞ Mİ?
bu sana sorum

Cevap: tüm insanlığa birden bakarak bazı elde edilecekler var: Hz Peygambere kadar diğer peygamberlerle toplumsal yaşamın ve devlet yapısının temelleri atılmış, dünya hayatının temel özellikleri anlaşılmış, Ondan sonrasında ise sürekli içselleşmiş ve insani özellikler keşfedilip yorumlanmış. hatta kilitler altında tutup tüm gözlerden sakladığımız en gizli korkularımız en büyük heves ve fantazilerimizle yüzleşmek bu çağın özelliği olmuş, buna bazen sinema bazen fikir yazıları bazen dost meclisleri aracı olmuş.... özgürlüğün bugün artık diğer insanlara rağmen istediğini yapmak değil, doğrudan kendi heveslerini sınırlayıp, temas eden komşularına saygı demek olduğunu anlıyoruz. "el-hürriyet-üş şer'iyyetü atiye tür Rahman" ile özgürlüğün aslında nasıl bir yük olduğu bizim tarafımızdan anlaşılıyor. böylesi çokca konu var ki eski dönemler için nazari iken bizim için hissederek evet dediğimiz temel kanunlar olmuşlar. bu konulardan birisi de eşcinselliktir.

eski asırların devlet manasının artık bireyde toplandığı bir dönemde içimizdeki tüm vasıflarımız o kalabalık olmuş ve devletlerin diz çöktüğü semavi vahy karşısında, Kur'anla bireyler ve içlerindeki kalabalık muhatap olur hale gelmiştir. Kur'an sınırlarını genişlettikçe dahil olan her konu bir şekilde adeta reform geçirip içinde yerbulmuştur. şimdi ise bu gayret mahrem hayatın kapısına dayanmış görünmektedir. Kur'an doğrudan ilgilenmediği lakin insanların ısrarla cevap aradığı bu konu insanın en iç alemine vardığından Kur'anın manaları da en ince en hafif en flu şekilde bu konuya bakmaktadır.

eşcinsellik gibi bir davranışa kavram olarak bakabilmek gerek. sonra onun penceresinden Kur'anı görmek gerek. ardından bu bakışın kitleselleşmesi gerek... bundan sonrasında oluşan ortak tepki ve davranışlarla, beklenilen ahlaki karakter oluşur. işte bu noktadan sonra Kur'an eşcinsellikten şöyle bahsediyor denir. eşcinsellik ortak bir davranış paydasında hukukunu Kur'an içinde bulur. yaş kuru herşey içinde olan bu semavi ses eşcinselliğe de muhatap olur.

bu anlattığım gelişim henüz oluşuyor olduğundan Kur'an diğer konuları bahsettiği kadar açıkca bu konudan bahsetmemiştir. dersin yüksekliği muhatabın gelişimine bağlıdır. o sınıfa geldiğimizde o dersi alacağız. durmayıp devam edeceğiz. insanın dünya serüveni de böylece en içindeki son kapıyı aralamakla batın-ı kalbe ulaşmakla zirvesine çıkarken, geri dönüp baktığında tüm maddi ve manevi nice adımları geçip cennete layık bir kıymet aldığını müşahede edecek.

soru : Kur'anda eşcinsellik açıkça bahsedilmiş mi?
cevap: eşcinsellikten korkarak utanarak sıkılarak bahseden insanlar Kur'ana açıkça eşcinsellik sende bahsedilmiş mi diye sormuşlar mı? ne zaman ki kendi içsel kapılarını açıp tabi olarak kul oldular, tüm taleplerine o zaman cevap verilir. çünkü cevap çok kıymetlidir. çünkü cevap algılarında ve muhasebelerinde yeni bir dönemin başlangıcıdır...
soru: Kur'anda eşcinsellik ders veriliyor mu?
cevap: Sen Kur'andan o dersi talep ediyor musun? geçmiş asırların insanları aldıkları cevap uğrunda tüm heveslerinden geçip tüm sevdiklerini harcayabilip sonraki çağı başlattılar. Sen kendi ruh sarmallarını açıp en gizli kilitlerden sıyrılıp Kur'an karşında teslim olup bu soruya cevap istedin mi?

10 Mart 2009 Salı

isimler sıfatlar fiiller zarflar


insan tüm dış dünyasını anlayıp ifade ederken temel gramer standartlarını kullanır. bu standartlarla herşeyi daha anlamlı çevreler. en önemli kavram fiildir. fiilin yapılış tarzı ve şekli zarfı belirler. fiil sahibi isimdir. elbette bu ismin sahip olduğu özellikler vardır. bunlar da sıfat ve ünvanlarıdır.

buraya kadar bir şey yok. zaten bu Türkçe cümle kurarken uyduğumuz bir kanundur. ama iş eşcinselliğe gelince herkes konunun sansasyon ve uyandırıcı tılsımı ile kendinden geçer. saldıranlar savunanlar arasında toz duman ile kavramlar da kayar gider. Halbuki eşcinsellik kelimesinin ne olduğu ve ne şekilde kullanıldığı önemlidir.


eşcinsellik bir fiil olarak, eşcinsellik yapmak olursa, bu fiil toplumsal ahlaka bir müdaheleyi, şehveti aklını kör etmiş, namus tanımaz hareketleri çağrıştırır. halbuki fiil, öznesi kadar sınırlı ve bireyseldir. yanlış olarak tüm eşcinsellerin aynı şekilde yargılanmasını netice verir. tam size açılmak üzere olan bir sevdiğinizin dolu gözlerle ve sessizce meseleye fırsat kollarken "o aşşağılık fiili yapmak" diye başlayan sözleriniz ne çok insanı kırmıştır! halbuki fiil kişiyi bağlar, milleti bağlamaz. hemen burada akla gelen: lut kavmi de yaptıkları onlarca rezillik içinde eşcinsellik var diye değil, yeryüzünde kendilerini rab sanıp, bedenleri malları ve hatta müşteri ve misafirlerini kendi malları sandıkları ve istediklerini yapabileceklerini düşündükleri için kahroldular. dünya tarihi benzerleri ile doludur. mülkün sahibi Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf eder ve ortak kabul etmez.


eşcinsellik isim olarak, eşcinsel birey olursa ve tüm eşcinsellik bir birey gibi düşünülürse o zaman boşta kalmış da şaşırıvermiş bir silik insan tipini tanımlar. hanımların günlerinde toplanıp kıkırdayarak teşhis edip sonra evlendirerek iyileşmelerini umdukları bebek yüzlü efendi beyzade karakteri doğar. halbuki eşcinsel normal görünür, eşcinsel uyur yatar ağlar güler. eşcinsel askerdir, avukattır, öğretim üyesidir. eşcinsel bekardır, evlidir. eşcinsel şişmandır çirkindir, güzeldir gençtir. eşcinsel bu toplumun örneklemesidir. çok yakın bir zamanda sadece sanatçı olmadığını öğrenmekle şok olmak sadece bu manayı ona zorla yükleyenleri üzer.


eşcinsellik sıfat olarak, kimliklerimizden bir kimliktir. aynı anda nasıl müslüman ve türk olunuyorsa ve bizi soyumuza bağlayan bir soyadı taşınıyorsa, meslek sahibi olunuyorsa, eşcinsellik de bizi tabir eden kıymetlerden birisidir. insan bu kıymetlerini keşfedip Allah namına kullanmakla insan olur. her kimliğin bireye kazandırdığı avantajları olduğu gibi getirdiği sorumlulukları da vardır. bunların bir kısmı toplumsal olarak tarif edilir bir kısmı da vicdanen doğar. öyleyse elbirliği ile bu kimliğin özelliklerini tarife yardım etmek lazımdır. kimya bir ünvan olarak kimyacıyı belirler. topluma kazandırdığı kolaylıkları ile bilinir. o adamın bomba yapması kimya ilmine zarar vermez. bu durum o adamın yanlış kullanmasıdır. eşcinsellik de topluma hassasiyeti ve duyguyu getiren bir kimlik olarak değerlidir. yanlış kullanımları bastırılarak değil, doğru eğitim ve vicdanla engellenir. ilkokuldan başlayarak tüm eğitimimize doğruluğu koymak nasıl önemliyse eşcinselliği de koymak önemlidir. eşcinsellik alternatif bir azgınlık hali, toplumsal bir rezalet, ahirzaman sefahati olmamasını istiyorsak tarifine dikkat etmemiz gerekir.


eşcinsellik zarf olarak eşcinsel fiilin nasıl olduğunu belirler. nasıl olması gerektiğine bir ölçü ve toplumsal uzlaşı sağlanmazsa o zaman herkes büyük bir gürültü halinde herşeyi eşcinselliğin fiilinden sayar. sonunda ortalıkta hüküm verilemez bir kargaşa kalır. bugünkü durum buna şahittir. eğer değer verip, o bireye ne olursa olsun sahip çıkarsanız eşcinsel yaşamı içinde ne çok sizi düşünüp size göre hareketlerini düzenlediğini görürsünüz. tarz ve üslup kazanmış eşcinsel hayatlar kazanılmış bireyler demektir. bir kanadalı eşcinsel için eşcinselliğin hayattaki örneği altın madalya ile milletini onurlandıran kanadalı eşcinsel olimpiyat sporcularıdır. bir osmanlı eşcinsel için hayattaki örneği asırlar boyu en iyi korunan arşivleri milletine kazandıran osmanlı eşcinsel saray görevlileridir. eskiden bugüne kazanan ve sözü geçen milletler her toplumsal katmana sistemleri içinde yer vermeyi ve onlara taklit edebilecekleri bireyler göstermeyi başarmışlardır.


sözün özü, eğer Türkçeye sahip çıkmak ve evlatlarımızın bu dili yaşatmasını istiyorsak, bu dilin kelimelerine kıymet veriyorsak, doğru kullanılmasını istiyorsak manasını öğrenmeli ve doğrusunu kullanmaya gayret etmeliyiz. bu dilin çocukları olan kelimeleri tanımalı ve değer vermeliyiz. tıpkı evlatlarımız gibi... tıpkı eşcinsel evlatlarımız gibi...

8 Mart 2009 Pazar

Mevlid Kandiliniz mübarek olsun...


bugün Hicri 12 rebiül evvel, yani Hz. Peygamberimizin doğum, hicretinde Mekkeden Kufeye geldiği ve vefat günü...

Hz. Peygamberin hayatının bu üç önemli adımı aynı tarihe denk gelmesi dikkat çekiyor. bu geceye mevlid yani doğum denmesi de önemli bir nokta... Hz. Peygamberimizin doğumu, Hicretle İslamın doğumu ve Hz. Peygamberimizin ahiret hayatının doğumu aynı güne denk geliyor. Hz. Peygamberimizin ömrünü aşan mucizelerinden irhasat denilen ve dünyaya teşrifi sırasında olan sıradışı ve geldiğini gösteren hallerin de yıldönümü...
bu gece onun getirdiği nuru tekrar anlamak için güzel bir gün:

"Bak, öyle bir ziyâ-i hakikat neşreder ki, eğer onun o nurânî daire-i hakikat-i irşâdından hariç bir sûrette kâinata baksan, elbette kâinatın şeklini bir mâtemhâne-i umumi hükmünde ve mevcudâtı birbirine ecnebî, belki düşman ve câmidâtı dehşetli cenazeler ve bütün zevi'l-hayatı zevâl ve firâkın sillesiyle ağlayan yetimler hükmünde görürsün.

Şimdi bak, onun neşrettiği nur ile, mâtemhâne-i umumi, şevk u cezbe içinde bir zikirhâneye inkılâb etti. O ecnebî, düşman mevcudât, birer dost ve kardeş şekline girdi. O câmidât-ı meyyite-i sâmite, birer mûnis memur, birer musahhar hizmetkâr vaziyetini aldı. Ve o ağlayıcı ve şekvâ edici, kimsesiz yetimler, birer tesbih içinde zâkir veya vazife paydosundan şâkir sûretine girdi.

Hem o nur ile; kâinattaki harekât, tenevvüât, tebeddülât, tegayyürât, mânâsızlıktan ve abesiyetten ve tesadüf oyuncaklığından çıkıp, birer mektubât-ı Rabbâniye, birer sahife-i âyât-ı tekviniye, birer merâyâ-i esmâ-i İlâhiye ve âlem dahi birer kitâb-ı hikmet-i Samedâniye mertebesine çıktılar.

Hem, insanı bütün hayvanâtın mâdununa düşüren hadsiz zaaf ve aczi, fakr ve ihtiyacâtı ve bütün hayvanlardan daha bedbaht eden, vâsıta-i nakl-i hüzün ve elem ve gam olan aklı o nur ile nurlandığı vakit, insan bütün hayvanât, bütün mahlûkat üstüne çıkar. O nurlanmış acz, fakr, akılla niyaz ile nâzenin bir sultan ve fîzâr ile nazdar bir halîfe-i zemin olur. Demek, o nur olmazsa, kâinat da, insan da, hattâ herşey dahi hiçe iner. Evet, elbette böyle bedî bir kâinatta, böyle bir zât lâzımdır; yoksa, kâinat ve eflâk olmamalıdır."

26 Şubat 2009 Perşembe

uzman gözüyle eşcinsellik nedir?

habertürkte 03.01.2009da yayınlanan "eşcinsellik nedir?" programı

54 dk lık program 6 parça olarak sunulmuştur. Eşcinselliğin bilimsel ve toplumsal görünümü, gerçeği ve sanılanı ile duruşu gündeme alınmıştır.











22 Ocak 2009 Perşembe

kimliğimize karar vermek

Gay, Lezbiyen yada Biseksüel olduğunuzu nasıl bilirsiniz?

Dominic Davis, 25 yıllık psikiyatri uzmanlığını bizimle paylaşıyor. kişisel yaşamın pek çok evresinde cinsel kimlikler konusunda kişiler karışıklığa düşebilirler. bu konuda yardımcı olmak için bu açıklama yapılmıştır:

adım 1: Cinsel Kimlik Nedir?

Cinselliğin 3 öğesi vardır:
1. Kimlik
2. Arzu
3. Davranış

Kimliğiniz Heteroseksüel olduğu halde, arzu ve davranışlarınız başka vasfa sahip olabilir.

Heteroseksüel nedir?
yalnızca karşı cins tarafından çekilmek, bunu düşünmek ve buna meraklı olmak olarak tanımlanır.

Eşcinsel nedir?
aynı cinsin cazip gelmesidir.

Biseksüel nedir?
heriki cinse aynı anda yada farklı zamanlarda ilgi duymaktır.

adım 2: Sahip olduğunuz Kimlik
bu adım kendinizi "açığa çıkarmak" ve keşfetmektir. tüm insanlarda az yada çok tüm kimlikleri sorguladıkları anlar olur. cinsel fantazilerinizin konusu, cinsel rüyalarınız, kendi iç dünyanızla kaldığınızda meyilleriniz sizi size tarif ederler. kendi cinsinize ilgi duymak hem son derece normal hem de oldukça yaygın bir davranıştır.

karşı cins tarafından arzulanıyorsanız ama kendi cinsinize ilgi duymaya hayacanlıysanız "Curious : Meraklı" olarak isimlendirilirsiniz. Bu pek çok eşcinsel için ilk adımlardır. yine de bazı insanlar bu meyillerini baskılayabilir yada toplumsal örtü ile ortaya çıkarmayabilirler. özellikle ergenliğin başında kimlik karmaşası son derece normaldir ve gerekirse psikolojik destek alınabilir. %5-8 kadar erkek ve kadın kendi cinsleri tarafından cazip bulunurlar. diğer bir bu kadar ise biseksüel olarak kendini tanımlar.

adım 3: Araştırma
artık cinsellik üzerine çok büyük bir kaynak zenginliği vardır. şimdi kütüphanelerde Eşcinsel eserler ve media için özel bölümler vardır. diğer insanların kendilerini keşfediş tarzlarına ulaşabilirsiniz. internette bu konuda ciddi yazılar size sunabilecek binlerce site bulunmaktadır. Eşcinsel insanlarla konuşmak, tecrübelerini paylaşmak da yardımcı olmaktadır. yardım destek hatları ve haberleşme grupları da sıkça kullanılmaktadır.

adım 4: Kabul
kimliğinize karar vermekle artık kararsızlıkla onu değiştiremezsiniz. her ne kadar bazı insanlar hayatlarının değişik evrelerinde bunu yaptıklarını söyleseler de bu ne sizin ne de çevrenin zorlaması ile olamaz. Sağlıklı biçimde cinselliğinizi yaşamak için bu konuda yapılmış araştırmaları incelemelisiniz.

aldığınız kararda başarılar...

Dominic Davies
www.pinktherapy.com

29 Aralık 2008 Pazartesi

23 Aralık 2008 Salı

düğün yolunda eşcinsellik...




A: kendimle barışmak için geçkalmışım. şu anda evlenme aşamasındayım ve çok kötü bir psikoloji içindeyim. sabahlara kadar dua ediyorum ölüp kurtulmak için. Hayatı kendimede beni sevenlerede zehir ediyorum galiba. kimseye açıklayamam bu hislerimi. Boğulmak üzereyim. sabah olmasın diye ümit ediyorum. yalancı gülüşler ve sahtekarlıklarımdan bıktım usandım. sırf beni seviyor diye ve ailem çok istiyor diye evlenmeyi kabul ettim. hatta belki kurtulurum diye ümit ediyordum. ama ne çare. Haramların kalbimde bıraktığı hasar beni bu dünyadan tamamen soğuttu. bir seneye kadar namazlarımı kılardım haramada girerdim ama şu an ne namaz nede başka bir manevi bir halim kaldı. riya üstüne riya haram üstüne haram.... böyle gitmez diyorum bu gece nasıl sabah olacak onu düşünüyorum. Geri dönemem kimseye diyemem eşim olacak o kızcağıza kıyamam. ne yapayım bilmiyorum. rabbim sabaha beni benden kurtar. neyse güzel mailiniz için sağolun. ama ben geç kaldım. çaresizim...

Cevap: arkadaş çevremle zaman zaman bir araya geliriz. dün akşam da konu eşcinsel olup gerek çevre baskısından sıyrılmak gerek çılgın bir macera ile içindeki ihtimale kulak vermek için evlilik kurumuna adım atmış bir kaç eski dostumuzu yadettik. şahıslarında gayet mümtaz ve istikametli olup benzeri sorunları çekmiş ve evlilik kurumuna girmişlerdi. onları korumak ve akıllarında bir seçenek olarak kalmamak ve onları aile kurumu dışında bir seçeneğe iştahlandırmakla Allah katında mes'ul olmamak için bağımızı kesmiştik.

evlilik kurumu devletin temel taşı olacak kadar önemli, hukukun başlangıç adımı olacak kadar kıymetli, Kur'anda bahsi geçecek kadar temel bir unsurdur. böyle bir kurumu oluşturan, eşler olduğu gibi hedefi, birbirine ahireti kazandırmak, dünyasını rahatlatmak, yeni nesilleri bizzat yetiştirmektir. bu kurumun destekçisi ise maddeten akrabalar ve komşular, manen de kanunlardır. pek çok avantajı maddi manevi size sağlarken, sizi pek çok konuda yükümlülük altına alır. bu yükümlülüklerden en önemlisi bizzat çocuk yetiştirme sorumluluğudur. çocuğu olabilen aileler için artık anne babanın özel hayatı sona erer, kişisel hevesleri biter, tüm gayret şevk neşe arzu ise çocuk etrafında toparlanır. toparlanmalıdır, zaten bu olmazsa, zaman, sizden uzun zaman sonra döner diyetini ister. toplumda ibret hikayeleri bunlarla doludur.

eşcinsel çevre ise içlerinden bu tamamen onlara zıt ve hayat hakkı vermeyen kuruma arkadaşlarının düşmesine üzülürler. dindar bir eşcinselin zaten yeterince aşması gereken problemi varken üzerine bir de bir bayanın hukuku eklenmesi hayatı çekilmez yapar. bu bir fada ve kendinden geçme olmadığı sürece dayanılamaz. öyle ise evlenmeyi, kendini bir çeşit feda ve feragat olarak görürse meselesi hallolur. Ashab-ı Suffanın ticarete ve evliliğe girmeyip kendini Kur'an hizmetine vakfetmesi gibi, evlilik müessesine girmiş bir eşcinsel de ailesine ebediyeti kazandırmak ve hayırlı evladına iman kazandırmak için kendisini aile kurumuna vakfedebilir. madem ki kaçınılmaz olmuş ve uzak durulması gereken ve bize en zıt bir olay başımıza gelmiş, mümkün olup da dönülememiş, öyle ise bu durumdan imanımızla yine netice almak mümkündür.

eşcinsel neye elini atsa en şık çözümü ile toplum içinde parlar. öyleyse bu kurumun içinde de ömür boyu Rabbimizin rızası doğrultusunda yaşamak lazım. ağır gelse Allahtan sabır dilemek lazım. eski çevre ile ve özellikle eşcinsel çevre ile temas etmemek lazım. eski hayata geri iştah duymayı sağlayacak herşeye karşı mesafeli olmak lazım. öte yandan bu uzaklaşma tepkisel bir tavırla homofobi haline asla gelmemeli. eşcinsellikle ilgili aile içi meselelerde muhatabınız anlayabilirse objektif olarak açıklamalı değilse susmalı. zaten evin reisi olmak demek susmak demektir, başarılı olduğu ile övünen o heteroseksüel aile reisleri yakın zaman size uzun uzun bunu anlatır. siz benzeyen bir taklit değil özgün ve Rabbinin rızasını gözeten bir aile kurmak için gayret etmelisiniz. tepkilerinizi zamana yaymalı ve asla standardınızdan feragat etmemelisiniz. başardığınıza inandığınız zaman asla eşcinsellere bunu tavsiye etmeyin. çünkü bu tüm yaşadıkları hayatı yalanlamak anlamına gelir. sizden başarı beklenmiyor ve bu işin bir neticesi yok, sadece yaşanırken bir şeylere vesile edilmesi var. o şey sizin için Hak rızası olsun. bunu ciddi talep etmeli, inayet ve yardım için eskisinden daha ciddi tefekkür ve ibadet etmelisiniz...

önünüzdeki zor ama imkansız olmayan hayatınızda Allahın yolundan ayrılmamanızı dilerim.

1 Aralık 2008 Pazartesi

1 Aralık Dünya AIDS günü

bugün değişik bir gün...

büyük bir kederin ve hastalığın şifa bulması için dileklerin toplandığı bir gün... keder çünkü hastalık yetmezmiş gibi hastalıktan daha öte bir itilmenin, atılmanın, uzaklaştırılmanın toplumdan arınması için büyük dua günü...

bu büyük musibete düşmüş herkes için bu musibetin onlara sabırları ile ahireti kazandıracak bir vesile olmasını temenni ederim... musibet hatayı temizler... bu dehşetli musibet ise dilerim doğru yaşama gayretini paylaşan, sevgi ve muhabbet çiçeğini yeşerten gönüllerin tüm hayatlarını temizleyip onları pırıl pırıl yapar...

lema_25_besmele.gif (1367 bytes)

lema_25_a1.gif (2037 bytes)
"O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde 'Biz Allah'ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır' derler."
Bakara Sûresi, 2:156

lema_25_a2.gif (1949 bytes)
"Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur."
Şuarâ Sûresi, 26:79-80.

SEKİZİNCİ DEVÂ

Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffâretü'z-zünub (günahların keffareti) olduğu hadis-i sahihle sabittir. Hem hadiste vardır ki, "Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker."

Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekvâ etmezsen, şu muvakkat bir hastalıkla daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun. Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya Allah'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür; ondan feryad et. Çünkü, bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve zeval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bahusus (özellikle) âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden, adeta, güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var. İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat'î ilâç ve kat'î şifa verici bir tiryak olan iman ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve zaafın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.

Evet, Allah'ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen mânevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz'î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.

DOKUZUNCU DEVÂ

Ey Hâlıkını tanıyan hasta! Hastalıklardaki elem ve tevahhuş ve korkmak ise, hastalık bazan ölüme vesile olduğu cihetindendir. Ölüm, nazar-ı gaflet ve zâhirî cihetinde dehşetli olduğundan, ona vesile olabilen hastalıklar korkutuyor, telâş veriyor.

Evvelâ bil ve kat'î iman et ki, ecel mukadderdir, tagayyür etmez (değişmez) . Çok ağır hastaların başında ağlayanlar ve sıhhatleri yerinde olanlar ölmüşler, o ağır hastalar şifa bulup yaşamışlar.

Saniyen: Ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değil. Çok risalelerde gayet kat'î, şeksiz, şüphesiz bir surette, Kur'ân-ı Hakîmin verdiği nurla ispat etmişiz ki, ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem dünya meydanındaki imtihanda, talim ve talimat olan ubudiyetten (kulluktan) bir paydostur. Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakikî vatanına ve ebedî makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır. Hem zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinâna bir davettir. Hem Hâlık-ı Rahîminin fazlından, kendi hizmetine mukabil ahz-ı ücret etmeye bir nöbettir. Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil, bilâkis rahmet ve saadetin bir mukaddemesi nazarıyla bakmak gerektir.

Hem ehlullahın bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki daha fazla hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir.

Evet, ehl-i iman için ölüm rahmet kapısıdır, ehl-i dalâlet için zulümat-ı ebediye kuyusudur.

* * *

YİRMİ ÜÇÜNCÜ DEVÂ

Ey kimsesiz, garip, biçare hasta! Hastalığınla beraber kimsesizlik ve gurbet, sana karşı en katı kalbleri rikkate getirirse ve nazar-ı şefkati celb ederse, acaba Kur'ân'ın bütün sûrelerinin başlarında kendini "Rahmânü'r-Rahîm" sıfatıyla bize takdim eden ve bir lem'a-i şefkatiyle umum yavrulara karşı umum valideleri, o harika şefkatiyle terbiye ettiren ve her baharda bir cilve-i rahmetiyle zemin yüzünü nimetlerle dolduran ve ebedî bir hayattaki Cennet, bütün mehâsiniyle bir cilve-i rahmeti olan senin Hâlık-ı Rahîmine imanla intisabın ve Onu tanıyıp hastalığın lisan-ı acziyle niyazın, elbette senin bu gurbetteki kimsesizlik hastalığın, herşeye bedel Onun nazar-ı rahmetini sana celb eder.

Madem O var, sana bakar; sana herşey var. Asıl gurbette, kimsesizlikte kalan odur ki, iman ve teslimiyetle Ona intisap etmesin veya intisabına ehemmiyet vermesin.

* * *

YİRMİ BEŞİNCİ DEVÂ

Ey hasta kardeşler! Siz gayet nâfi (faydalı) ve her derde devâ ve hakikî lezzetli kudsî bir tiryak (ilaç) isterseniz, imanınızı inkişaf ettiriniz. Yani, tevbe ve istiğfar ile ve namaz ve ubudiyetle, o tiryak-ı kudsî olan imanı ve imandan gelen ilâcı istimal ediniz.

Evet, dünyaya muhabbet ve alâka yüzünden, güya, adeta ehl-i gafletin dünya gibi büyük, hasta, mânevî bir vücudu vardır. İman ise, o dünya gibi zeval ve firak darbelerine, yara ve bere içinde olan o mânevî vücuduna birden şifa verip, yaralardan kurtarıp hakikî şifa verdiğini pek çok risalelerde kat'î ispat etmişiz. Başınızı ağrıtmamak için kısa kesiyorum.

İman ilâcı ise, ferâizi mümkün oldukça yerine getirmekle tesirini gösteriyor. Gaflet ve sefahet ve hevesât-ı nefsâniye ve lehviyât-ı gayr-ı meşrua, o tiryakın tesirini men eder. Hastalık madem gafleti kaldırıyor, iştahı kesiyor, gayr-ı meşru keyiflere gitmeye mâni oluyor; ondan istifade ediniz. Hakikî imanın kudsî ilâçlarından ve nurlarından, tevbe ve istiğfarla, dua ve niyazla istimal ediniz.

Cenâb-ı Hak sizlere şifa versin, hastalıklarınızı keffâretü'z-zünub yapsın. Âmin, âmin, âmin.